11/4/2007
İSLAM İLMİHALİ
İLM-İ HÂL
Kısım 1
İlm-i Hâl Dersleri 1
Îmânın Şartları
1. Allâh'a îmân
2. Meleklere îmân
3. Kitâblara îmân
4. Peygamberlere îmân
5. Kazâ ve kadere îmân
6. Âhiret gününe îmân
İslâm'ın Şartları
1. Kelime-i şehâdet getirmek
2. Namâz kılmak
3. Zekât vermek
4. Oruç tutmak
5. Hac etmek
İlm-i Hâl Dersleri 2
Sıfât-ı İlâhiye
1,Zâtiye
2,Sübûtiye
3,Fiiliye
Sıfât-ı Zâtiye
1. Vücûd (Var olmak): Allâh Teâlâ'nın varlığı demektir. Varlığı yarattığı şeylerin varlığına benzemez. Ya'nî vücûd-u İlâhî zâtının muktezâsıdır. Bir müessirin eseri değildir.
2. Kıdem (Evveli olmamak): Varlığının evveli (başlangıcı) yoktur. Onun varlığı yanında milyonlarca sene, bir sâniyelik bir müddet bile sayılmaz.
3. Bekâ (Âhiri olmamak): Cenâb-ı Hakk'a yokluk ârız olmaz. Varlığının aslâ sonu yoktur. Onun yok olacağı bir zamân düşünülemez.
4. Vahdâniyet (Bir olmak): Zâtında, sıfâtında ve ef'âlinde birdir. Kendisinden başka ibâdet olunmaya lâyık hiçbir şey yoktur.
5. Muhâlefetün lil-havâdis (Hiçbir şeye benzememek): Allâh zâtında, sıfâtında, ef'âlinde hiçbir şeye benzemediği gibi hiçbir şey de ona benzetilmez.
6. Kıyâm binefsihi (Mekâna muhtâç olmamak): Cenâb-ı Hak bizim gibi duracak yere muhtâç değildir. Ne gökte, ne yerde, ne sağda, ne solda, ne önde, ne arkadadır.
İlm-i Hâl Dersleri - 3
Sıfât-ı Sübûtiye
1. Hayât (Diri olmak): Diriliği kimseden değildir. Onun için ölüm yoktur.
2. İlim (Bilmesi olmak): Allâh Teâlâ, her şeyi bilir. Onun bilmesinden bir zerre bile kurtulamaz. Ve hiçbir ferd, kendi hareketini, kendi düşüncesini Allâh Teâlâ'dan saklayamaz.
3. İrâde (Dilemesi olmak): Dileyebilmek, ihtiyâr edebilmek sıfatıdır. Onun irâdesi ezelîdir. Allâh yaratacağı şeyleri bu irâde sıfatı ile hikmetine göre meydana getirmeyi diler ve dilediği şey mutlakâ olur. O dilemedikçe hiçbir şey vücûda gelmez.
4. Kudret (Gücü yetmesi olmak): Ezelî ve ebedî tam bir kudret Allâh Teâlâ'ya mahsûstur. Onun kudretine nihâyet yoktur.
5. Semi (İşitmesi olmak): Hak Teâlâ Hazretleri, her şeyi işitir. En gizli sesler, hareketler onun işitmesinden kurtulamaz.
6. Basar (Görmesi olmak): Cenâb-ı Hak, her şeyi görür. Bazı şeyleri görmesi, diğer şeyleri görmesine aslâ mâni olamaz ve onun görmesinden hiçbir zerre gizli kalamaz.
7. Kelâm (Söylemesi olmak): Cenâb-ı Hak söyleyicidir. Cibrîl-i Emîn vâsıtasıyla Peygamberân-ı İzâm'a gönderdiği kitâbların hepsi kendi kelâmıdır. Lakin söylemesi bizim gibi ağız, dil ve harf ile değildir.
8. Tekvîn (Yaratması olmak): Ondan başka yaratıcı yoktur. Bütün mahlûkâtın işlerini, güçlerini, fâide ve zararlarını, ibâdetlerini, günâhlarını, hayırlarını, şerlerini yaratan hep odur.
İlm-i Hâl Dersleri -4
Sıfât-ı Fiiliye (Bu sıfât-ı fiiliye tekvîn sıfatının envâ ve fürûudurlar.)
1,Halk: Yaratmak
2,İnşâ: Yoktan var eylemek
3,İbdâ Asıl ve nazîri olmaksızın îcâd etmek
4,İhyâ: Diriltmek
5,İmâte: Öldürmek
6,Terzîk: Rızık vermek
İlm-i Hâl Dersleri - 5
Dört Büyük Melek
1,Cebrâîl: Şerîat ve inzâl-i kütübe me'mûrdur.
2,Mîkâîl: Rahmet ve mahsûlâta me’mûrdur.
3,İsrâfîl: Nefh-i sûra 'mûrdur.
4,Azrâîl: Kabz-ı ervâha me'mûrdur.
Peygamberlere Gönderilen Suhuflar
1,Hz. Adem Aleyhisselâm 10 Suhuf
2,Hz. Şît Aleyhisselâm 50 Suhuf
3,Hz. İdrîs Aleyhisselâm 30 Suhuf
4,Hz. İbrâhîm Aleyhisselâm 10 Suhuf
Peygamberlere Gönderilen Kitâblar
1,Hz. Mûsâ Aleyhisselâm - Tevrât-ı Şerîf
2,Hz. Dâvud Aleyhisselâm - Zebûr-u Şerîf
3,Hz. Îsâ Aleyhisselâm -İncîl-i Şerîf
4,Hz. Muhammed Aleyhisselâm - Kur'ân-ı Kerîm
İlm-i Hâl Dersleri - 6
Kur'ân-ı Kerîm'de İsmi Geçen Peygamberler
Hz. Âdem, Hz. İdrîs, Hz. Nûh, Hz. Hûd, Hz. Sâlih, Hz. İbrâhîm, Hz. İsmâîl, Hz. İshak, Hz. Lût, Hz. Ya'kûb, Hz. Yûsuf, Hz. Eyyûb, Hz. Zülkifl, Hz. Şuayb, Hz. Mûsâ, Hz. Hârûn, Hz. İlyâs, Hz. Elyesa Hz. Yûnus, Hz. Dâvud, Hz. Süleymân, Hz. Zekeriyâ, Hz. Yahyâ, Hz. Îsâ, Hz. Muhammed Aleyhimüsselâm. (Hz. Üzeyir, Hz. Lokmân, Hz. Zülkarneyn'in isimleri de Kur'ân-ı Kerîm-de geçmektedir. Fakat bu mübârek zâtların Peygamber olup olmadıkları mevzûunda ihtilâf vardır.)
Kur'ân-ı Kerîm-de İsmi Geçmeyen Fakat Peygamber Oldukları Rivâyet Edilenler
Hz. Şît, Hz. Hızır, Hz. Yûşa Hz. Kâlib bin Yüfenna, Hz. Hızkıl, Hz. Şemûyel, Hz. Şa-ya, Hz. İrmiya, Hz. Danyal
Peygamberlerin Sıfatları
Sıdk: Sözlerinde sâdık ve gerçek olmak.
Emânet: Her şeyde emîn olmak.
Teblîğ: Hak Teâlâ'dan kendilerine vahy olunan cümle ahkâmı ümmetlerine ulaştırmak.
Fetânet: Akl-ı kâmil ve zekâvet-i fevkalâde sâhibi olmak.
İsmet: Gizli ve âşikâr her türlü günâhtan beri olmak.
Kaynaklar
Dürr-ü Sencide Hasan Hilmi bin Osmân Nûrî
Büyük İslâm İlmihâli Ömer Nasuhi Bilmen
Peygamberler Târihi Mustata Asım Köksal
İLM-İ HÂL
Kısım 2
İlm-i Hâl Dersleri - 7
- Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in diğer peygamberlerden fazla olarak üç sıfatı daha vardır.
1,Cümle peygamberlerden efdaldir.
2,Cümle ins ve cine gönderilmiştir.
3,Hâtem ül-Enbiyâdır.
- Peygamberler iki kısımdır:
1. Nebî: Kendisine melek tarafından vahiy veya kalbine ilhâm olunan, ya da sâlih rü'yâ ile uyarılan zât demektir.
2. Rasûl: Nübüvvet vahyinin fevkinde özel bir vahiy ile üstün kılınmış olan ve kendisine Cebrâil Aleyhisselâm'ın Allâh tarafından özel olarak indirdiği kitâb ile vahyetmiş olduğu, Allâh'ın hükümlerini halka teblîğ etmek üzere gönderdiği kâmil insân demektir.
- Her rasûl nebîdir. Fakat her nebî rasûl değildir.
- 124000 peygamber gönderilmiştir. Bunların 315'i rasûldür.
Ulu-l Azm Peygamberler:
1,Hz. Muhammed (s.a.v.)
2,Hz. İbrâhim (a.s.)
3,Hz. Mûsâ (a.s.)
4,Hz. İsâ (a.s.)
5,Hz. Nûh (a.s.)
1,Mu'cize: Münkirlerin esnây-ı tahdîsinde nübüvvet iddiâ eden zât-ı âli elinden da'vâsına muvâfık olarak ve mislini getirmekten münkirleri âciz bırakarak zuhûr eden hârikulâde emirlerdir.
2,Kerâmet: Evliyâullâhdan sudûr eden hârikulâde şeylerdir.
İlm-i Hâl Dersleri - 8
1,Müctehid: Kur'ân-ı Azîm'üş-şân'dan ve Hadîs-i Nebevî'den hüküm çıkaran kimsedir.
2,Mezheb: Gidilen yol. Tutulan çığır. Dînin esâslarında ve esâs temel mes'elelerde bir olmakla beraber, teferruâtta bazı muhtelif meseleler olması sebebiyle birbirinden az farklı müctehidlerin yolları. Müctehidîn-i Kirâm hazerâtının edille-i şer'iyyeden istinbât-ı mesâil ve ahkâm için ihtiyâr buyurdukları re-y-i âlîleridir.
İ'tikâdda mezheb ikidir:
1,Mâtüridî: İmâmı, Şeyh Ebû Mansûr Mâtüridî Hazretleridir. Hanefî mezhebindekiler i'tikâdda bu mezhebe intisâb etmişlerdir.
2,Eş'ârî: İmâmı, Şeyh Ebu'l Hasan Ali bin İsmâil Eş'ârî Hazretleridir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebindekiler i'tikâdda bu mezhebe intisâb etmişlerdir.
Amelde mezheb dörttür:
1,Hanefî: İmâm-ı A'zâm Ebû Hanîfe Nu'mân bin Sâbit
2,Şâfiî: İmâm Muhammed bin İdrîs Şâfiî
3,Mâlikî: İmâm Mâlik bin Enes
4,Hanbelî: İmâm Ahmed bin Hanbel
İlm-i Hâl Dersleri - 9
Bir Kısım Dînî Tabîrler
İbâdet: Kullukta bulunmak demektir. Yapılması sevâb olan ve güzel niyetle de tamâmlanan herhangi bir ameldir. Namâz kılmak, oruç tutmak gibi
Tâat: Emri tutmak, emre imtisâl etmek demektir ki; buna itâat de denir. Yapılmasından dolayı sevâb bulunan her hangi bir ameldir ki; gerek niyet olsun, gerek niyet olmasın. Kurân-ı Kerîm okumak gibi
Niyet: Kasıd manâsındadır ki; kalbin bir şeye azmi, yönelmesi demektir. Yapılan bir vazîfe ile Cenâb-ı Hakka tâatda bulunmayı kasd etmekten ibârettir.
Bülûğ: Muayyen çağa yetişmek, muayyen vasıfları hâiz olmak demektir. Şöyle ki: İhtilâm olan, yanî uykuda gördüğü bir rüyâdan dolayı kendisine yıkanmak lâzım gelen bir erkek bâliğdir. Bâliğ olma yaşının başlangıcı 12 dir. Bu yaşların sonu 15 dir. 15 yaşını bitirmiş olduğu hâlde ihtilâm gibi bir bülûğ eseri belirmeyen kimse hükmen bâliğ sayılır.
Hüküm: Karar, îcâb, iktizâ gibi manâlarda kullanılır. Mükelleflerin fiillerine taalluk eden dînî hükümlerden her birine hükm-ü şerî denir.
İlm-i Hâl Dersleri - 10
Farz: Yapılması dînen kat'î sûrette lâzım gelen her hangi bir vazîfedir ki; farz-ı ayn ve farz-ı kifâye diye iki kısma ayrılır.
a. Farz-ı ayn: Mükelleflerden her birinin yapması lâzım gelen farzdır. (Beş vakit namâz gibi)
b. Farz-ı kifâye: Mükelleflerden bazılarının yapmalarıyla diğerlerinden sâkıt olan, yanî; onlar için yapmak mecbûriyeti kalmayan farzdır. (Cenâze namâzı gibi)
Vâcib: Yapılması şeran kat'î derecede bir delîl ile sâbit olmamakla beraber, herhâlde pek kuvvetli bir delîl ile sâbit bulunan şeylerdir. (Vitir namâzı, bayram namâzı gibi)
Sünnet: Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin farz olmayarak yapmış oldukları şeylerdir. İki kısma ayrılır:
a,Sünnet-i Müekkede: Peygamber Efendimizin devâm edip pek az terk buyurmuş oldukları sünnetlerdir. (Sabah, öğle ve akşam namâzlarının sünnetleri gibi)
b,Sünnet-i Gayr-ı Müekkede: Peygamber Efendimizin ibâdet maksadıyla ara sıra yapmış oldukları şeylerdir. (Yatsı namâzının ilk sünneti, ikindi namâzının sünneti gibi)
İlm-i Hâl Dersleri - 11
Peygamber Efendimizin yiyip içmeleri, giyinip kuşanmaları, oturup kalkmaları gibi sîret-i nebeviyelerine âid şeylere de sünen-i zevâid adı verilmiştir ki; bunlar da birer sünnet-i gayr-ı müekkededir.
Müstehab: Lügatte sevilmiş şey demektir. Peygamber Efendimizin bazen yapıp, bazen terk buyurmuş oldukları şeylerdir. (Kuşluk namâzı gibi) Müstehablara, mendûb, fazîlet, nâfile, tatavvu ve edeb de denir.
Helâl: Şeran câiz görülen herhangi bir şeydir ki; yapılmasından, isti'mâl edilmesinden dolayı itâb lâzım gelmez.
1- Mübâh: Yapılması da, yapılmaması da şer'an câiz bulunan şeydir ki; yapılmasında sevâb, terk edilmesinde de günâh yoktur. (Herhangi helâl bir taâmı veya meyveyi yiyip yememek gibi)
Mekrûh: Lügatte sevilmeyip, nâhoş görülen şey demektir. Delîl-i zannî ile işlenmesi memnûn olan şeylerdir. İki kısımdır:
a,Tahrîmî: Harâma yakındır. (Mekrûh olan vakitlerde namâz kılmak, vâcibleri terk etmek gibi)
b,Tenzîhî: Helâle yakındır. (Sünnetleri terk etmek gibi)
İLM-İ HÂL
Kısım 3
İlm-i Hâl Dersleri - 12
Kerâhet: Bir şeyi fenâ görmek, bir şeye râzı olmamak manâsındadır. Şeran; terk edilmesi her hâlde iyi olan bir şeyin terk edilmeyip, yapılması demektir.
Haram: Yapılması, kullanılması, yiyilip içilmesi şeri şerîfde katî bir delîl ile men edilmiş olan her hangi bir şeydir.
Sahîh: Rükünlerini, şartlarını câmi olan her hangi bir ibâdet veya muâmeledir. Meselâ; farzlarına, vâciblerine riâyet edilerek kılınan bir namâz sahîhtir.
Câiz: Yapılması şeran memnû bulunmayan şey demektir. Sahîh ve mübâh terimlerinin yerinde de kullanılabilmektedir.
Fâsid: Kendi başına sahîh ve meşrû iken, gayr-i meşrû bir şeye yakınlığı sebebiyle meşrû olmaktan çıkan şeydir. İbâdet konusunda fâsid ile bâtıl aynı hükümdedir. Meşrû olan bir işi bozan, hükümsüz kılan şeye de müfsid denir. Kasden yapılması azâba sebeb ise de, yanılarak yapılması azâbı gerektirmez. (Namâz içinde gülmekgibi) Gülmek, aslında sahîh olan namâzı bozar.
Bâtıl: Rükünlerini veya şartlarını büsbütün veya kısmen kendisinde toplamayan herhangi bir ibâdet ve muâmeledir. Bir özür bulunmaksızın abdestsiz kılınan namâz gibi.
İlm-i Hâl Dersleri - 13
Namâzın Farzları
Dışındaki Farzlar (Şartlar)
1,Hadesten tahâret
2,Necâsetten tahâret
3,Setr-i avret
4,İstikbâl-i kıble
5,Vakit
6,Niyet
İçindeki Farzlar (Rükünler)
7. Tahrîme (İftitâh tekbiri)
8. Kıyâm
9. Kırâat
10. Rükû
11. Sücûd
12. Kade-i âhirede teşehhüd mikdârı oturmak
İlm-i Hâl Dersleri - 14
1,Hadesten tahâret: Cünüb veya abdestsizlikten temizlenmektir. Bu da su bulunup da, o su ile gusül lâzım ise yıkanmak, abdesti yok ise abdest almak, eğer su bulunmazsa veya isti mâline kudreti olmazsa her ikisi için teyemmüm etmektir.
2,Necâsetten tahâret: Bedeni ve libâsı ve namâz kılınacak yeri necâsetten pâk etmektir. Necâset sayılan bir şeyin; câmid ise bir miskalden fazla (4 gıram), mâyî ise el ayası sahasından geniş mikdârı, giderilmesi kâbil olunca namâzın sıhhatine mâni olur.
3,İstincâ: Kan, meni, sidik, gâit (insân pisliği) gibi şeylerin çıktıkları mahalleri temizlemeye istincâ denir. Bu temizleme, avret mahallerini nâmahrem kimselerin yanında açmaksızın su ile yapılır. Ayrıca edeben tahâret bezi ile de güzelce kurulanmalıdır.
İstibrâ: Erkeklerin bevl ettikten sonra sidik eserinin tamamıyla kesilmesini beklemeleri lâzımdır ki; buna istibrâ denir. Bu, nâsın âdetlerine, tabîatlarına göre biraz yürümek veya öksürmek veya ayakları biraz kımıldatmak gibi bir tarzda yapılır.
İlm-i Hâl Dersleri - 15
4,Setr-i avret: Avret denilen azâyı ister namâzda, ister insân yanında olsun, isterse yalnız bulunsun örtmek farzdır. Hattâ karanlık gecede de lâzımdır. Erkeklerin avret mahalli sayılan uzuvları, göbekleri altından dizleri altına kadar olan mahaldir. Diz kapakları da bu mahalle dâhildir. Kadınların ise, yüzleriyle ellerinden başka bütün bedenleri avrettir. Yüzleriyle elleri ise ne namâzda, ne de bir fitne korkusu bulunmadıkça namâz dışında avret değildir.
5,İstikbâl-i kıble: Namâzlarda Kabe-i Muazzamaya yönelmek bir şarttır. Kabe-i Muazzama, Mekke-i Mükerremedeki malûm binâdan ibâret değildir. Bu binânın yerinden ibârettir. Bu mübârek yerin göklere kadar üst tarafı ve en derinliklerine kadar alt tarafı bütün kıble cihetidir. Kabe-i Muazzamadan uzak bulunan kimselerin tam Kabeye müteveccihen namâz kılmaları farz değildir. Belki Kabe cihetine yönelmeleri farzdır, bu kifâyet eder. Bir kimse namâzda bir özür bulunmaksızın göğsünü kıbleden çevirse namâzı bilittifâk bozulur. Yüzünü çevirecek olsa derhal kıbleye dönmesi îcâb eder. Bununla namâzı bozulmaz, fakat şiddetli bir kerâhette bulunmuş olur.
İlm-i Hâl Dersleri - 16
6,Vakit: Farz namâzlar ile bunların sünnetleri ve vitr namâzıyla, terâvih ve bayram namâzları için vakit şarttır.
6,Niyet: Namâzda niyet bir şarttır. Niyet esâsen bir azimden, katî bir irâdeden ibârettir. Kalbin bir şeye karar vermesi, bir işin ne için yapıldığını düşünmeksizin bilmesi demektir.
7,İftitâh tekbiri: Namâza Allâhü Ekber diye başlanır. Bu bir iftitâh tekbiridir. Buna tahrîme denir. İftitâh tekbiri, Allâhü Teâlâya mahzâ tazîm için zikredilecek bir tabîr ile yapılır. Bununla namâza girilmiş, dışarıdan ilgi kesilmiş olur. İmâma uymak üzere ayakta alınan iftitâh tekbirinin tamâmen kıyâm hâlinde alınması şarttır.
İlm-i Hâl Dersleri - 17
8,Kıyâm: Namâz kılan kimse kudreti olduğu hâlde (ellerini uzatsa dizlerine erişmeyecek mertebe) ayak üzere durmaktır.
9,Kırâat: Namâz kılanın kendi nefsi işidecek derecede lisânıyla harflerini tashîh ederek Kurân-ı Kerîm âyetlerinden bir mikdâr okunması, namâzın bir rüknü olarak farzdır. Kendi nefsi bile işidemeyecek derecedeki bir kırâat ise kırâat sayılmaz. Namâzda kırâatin farz olan mikdârına gelince; kısa üç âyet veya böyle üç âyet mikdârı uzun bir âyettir.
10,Rükû: Kırâattan sonra eğilerek rükûa varılır. Baş ile arka, düz bir istikâmette bulunur. Eller dizlere kadar varır.
İLM-İ HÂL
Kısım 4
İlm-i Hâl Dersleri - 18
1,Sücûd: Elleri, ayakları, dizleri ve alnı yere koymak farzdır. Burnu yere koymak vâcibdir. Her bir rekatta iki secde vardır. İki ayağın veya herhangi bir ayağın parmakları yere konulmadıkça secde câiz olmaz. Bir ayağın yalnız bir parmağını veya ayağın yalnız üstünü yere koymak kifâyet etmez.
2,Kade-i âhire: Namâzların sonunda teşehhüd mikdârı oturmak ,yani Ettehiyyâtü duâsını okuyacak kadar oturmak, farzdır.
3,Tadîl-i erkâna riâyet: Namâzlarda tadîl-i erkâna riâyet İmâm Ebû Yûsuf'a göre bir rükün olduğundan farzdır. İmâm-ı Azam ve İmâm Muhammed'e göre vâcibdir. Taadîl-i erkândan maksad, namâzın kıyâm, rükû, sücûd gibi her rüknünü bir sükûnet ile yerine getirmek, bu rükünleri yaparken her uzuv, mutmain olup ızdırâbdan hâlî bulunmaktır.
İlm-i Hâl Dersleri - 19
Namâzların Vâcibleri
1. Namâza başlarken Allâh ismi şerîfi ile iktifâ edilmeyip tekbiri ifâde eden bir tabîrin bulunması, meselâ Allâhü Ekber denilmesi vâcibdir.
2. Fâtiha-i şerîfeyi, okunacak sâir sûrelerden veyâ âyetlerden evvel okumak vâcibdir.
3. Tek başına namâz kılan kimse; sabâh, akşam ve yatsı namâzlarında kırâatı dilerse cehren ve dilerse hafiyyen yapar. Geceleyin kılacağı nâfile namâzlarda da böyledir. Fakat öğle, ikindi ve gündüzün kılacağı nâfile namâzlarda hafiyyen okuması vâcibdir.
4. Cemaatle kılınan namâzların cehren kırâatta bulunulması vâcib olan rekatları:
Sabâh namâzının farzının tamâmı
Akşam namâzının farzının ilk iki rekatı
Yatsı namâzının farzının ilk iki rekatı
Cuma namâzının farzının tamâmı
Bayram, terâvîh ve vitir namâzlarının tamâmı
5. Cemaatle kılınan namâzların hafiyyen kırâatta bulunulması vâcib olan rekatları:
1,Öğle namâzının farzının tamâmı
2,İkindi namâzının farzının tamâmı
3,Akşam namâzının farzının üçüncü rekatı
4,Yatsı namâzının farzının son iki rekatı
lm-i Hâl Dersleri - 21
Namâzların Sünnetleri
1. Beş vakit namâz ile cuma namâzı için ezân ve ikâmet sünnettir. Kadınlar için ezân ve ikâmet sünnet değildir.
2. İftitâh tekbirini alırken ellerin yukarıya kaldırılması sünnettir. Şöyle ki: Erkekler ellerini, başparmakları kulaklarının yumuşaklarına değecek kadar kaldırıp o vaziyette Allâhü Ekber derler. Ellerin içleri kıbleye müteveccih bulunmalıdır. Birbirine müteveccih de bulunabilir.
3. Tekbir için eller kalkarken parmakların aralarının biraz açıkça bulunması sünnettir.
4. İmâm olan zâtın tekbirleri ve rükûdan kıyâma kalkarken Semiallâhü limen hamideh cümlesini ve namâzın sonunda iki tarafa vereceği selâmı, hâcet mikdârı cehren(sesli, açıktan) yapması sünnettir. Cemaatin rükûdan kalkarken gizlice Allâhümme rabbenâ ve lekelhamd demesi, tekbirler ve selâmı gizlice yapması da sünnettir.
5. Namâzların evvelinde gizlice Sübhâneke duâsının okunması sünnettir.
6. Fâtihâdan evvel gizlice Eûzü okunması ve fâtihâdan sonra gizlice Âmîn denilmesi sünnettir.
İlm-i Hâl Dersleri - 22
(Namâzların sünnetleri devâm)
7. Namâzda erkeklerin sağ ellerini göbeklerinin altında olarak sol elleri üzerine koymaları ve baş parmaklarıyla serçe parmaklarını halka şeklinde bulundurarak bununla sol bileklerini tutup diğer üç parmaklarını kolları üzerine uzatmaları sünnettir.
8. Namâz arasındaki tekbirler ile tesmiller sünnettir. Rükû’dan kıyâma kalkılırken Semiallâhü limen hamideh denilmesi, rükûda en az üç kere Sübhâne rabbiyel azîm denilmesi ve secdelerde en az üçer kere Sübhâne rabbiyel alâ denilmesi sünnettir.
9. Rükû; hâlinde erkeklerin elleriyle parmakları arası açık olarak dizlerini tutmaları sünnettir.
10. Kıyâmda bir özür bulunmadığı takdîrde iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak sünnettir.
11. Secdeye varılırken evvelâ dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak; secdeden kalkarken de önce yüzü, sonra da dizlerin üzerine elleri koyarak yerden kaldırmak sünnettir.
12. Kadelerde ve secdeler arasındaki celselerde ellerin kıbleye karşı bir hâlde oyluklar üzerine konulup dizlerin tutulması sünnettir.
İlm-i Hâl Dersleri - 23
13. Kadelerdeki teşehhüdlerde Lâ ilâhe denirken sağ elin şehâdet parmağı kaldırılıp, illallâh denirken indirilmesi sünnettir. Bu hâlde baş parmak ile orta parmak halka edilip diğer iki parmak bükülmelidir. Bir çok kimseler bu sünneti yerinde yapamazlar. Bu cihetle bunun terk edilmesini muvâfık görenler de vardır.
14. Farzların, vitir namâzının ve müekked sünnetlerin son kadelerinde, gayr-i müekked sünnetler ile sâir nâfile namâzların da her kadesinde Ettehiyyâtüden sonra salât ü selâm getirmek (Allâhümme salli ve Allâhümme bârik) sünnettir.
15. Bütün namâzların son ka’delerinde salât ü selâmdan sonra iki tarafa selâm vermeden evvel duâ edilmesi (Rabbenâ Âtinâ, rabbenağfirlî, Allâhümme lâ tühricnâ) sünnettir.
İLM-İ HÂL
Kısım 5
İlm-i Hâl Dersleri - 24
(Namâzların Sünnetleri devâm)
16. Namâzların sonunda selâm verirken yüzün evvelâ sağ, sonra sol tarafa döndürülmesi sünnettir.
17. Sütre ittihâzı sünnettir. Şöyle ki; sahrâda ve emsâlinde namâz kılan kimse, önünden başkasının geçmesi ihtimâlinde sağ ve sol kaşı hizasına en az bir arşın (68 cm) boyunda kalın veya ince bir ağaç diker, dikilmesi mümkün olmazsa ağacı boyuna uzatır veya önüne böyle tûlânî (boyuna) bir çizgi çizer. Enine yarım dâire şeklinde bir çizgi çizmesi de câizdir. Direk, sandalye gibi şeyler de sütre vazîfesini görür. Cemaatle kılınan namâzlarda yalnız imâmın önünde sütre bulunması kâfîdir.
- Namâz kılan kimsenin önünden geçilmesi edebe münâfîdir, günâhı müstelzimdir, bundan sakınılmalıdır. Namâz kılan, önünden geçecek kimseyi men için; Sübhânallâh diyebilir, eliyle, gözüyle veya başıyla hafifçe işâret edebilir.
İlm-i Hâl Dersleri 25
Namâzların Âdâbı
1. Namâzda zâhiren ve bâtınen bir sükûnet, bir huzûr bir haşyet içinde bulunmak.
2. Üst elbiseyi açık bulundurmayıp düğümlemek.
3. Namâz kılarken kıyâmda, secde yerine; rükû&da, ayakların üzerine; secdede burnun iki kanadına; kadede, kucağa; selâmda da sağ ve sol omuz başlarına bakmak.
4. Rükû ve secdedeki tesbihleri tek başına namâz kılan için üçten ziyâde yapmak.
5. İkâmet alınırken Hayye alel-felâh denildiğinde imâm ile beraber namâza durmak için ayağa kalkmak.
6. İkâmet alınırken câmie giren kimse, oturur, cemaatle beraber ayağa kalkar. Yoksa ikâmetin bitmesini ayakta beklemez.
7. Namâzda esnemek hâlinde ağzı tutmak ve dudakları, dişlerle olsun kapamak kâbil olmazsa sağ el ile kapamak.
8. Öksürüğü ve geğirmeyi mümkün mertebe gidermek.
İlm-i Hâl Dersleri -26
Namâzların Mekrûhları
1. Namâz kılarken bir özür bulunmaksızın, yere, direğe, duvara veya asâya dayanmak mekrûhtur.
2. Namâzda bir kere sağa, bir kere sola doğru meyletmek mekrûhtur. Çünkü böyle bir hareket abestir, ve huşûa münâfîdir.
3. Namâzda özürsüz yere birbiri peşine olmamak üzere birkaç adım yürümek mekrûhtur . Herhangi bir zararı def etmek için namâzı bozmak câizdir.
4. Namâzda bit veya pire veya sinek tutmak, öldürmek ve kovalamak mekrûhtur.
5. Namâzda güzel bir şeyi koklamak mekrûhtur.
6. Namâzda tükürmek mekrûhtur.
7. Namâzda libâs ile bir veya iki kere yelpazelenmek mekrûhtur.
8. Namâzdan evvel veya namâz içinde bir erkek için kolları dirseklere doğru toplamak mekrûhtur.
9. Namâzda kıyâm, rükû ve sücûd hâllerinde elleri bir özür bulunmaksızın sünnet olan uzuvlar üzerine koymamak mekrûhtur. (Kıyâmda elleri yanlara salıvermekgibi)
10. Namâzda daha dizleri yere koymadan elleri yere koymak ve secdeden kalkarken dizleri ellerden evvel kaldırmak mekrûhtur.
11. Pek acele rükû ve sücûd yapmak mekrûhtur.
İlm-i Hâl Dersleri - 27
12. Namâzda gerinmek ve esnemek ve el ile ağzı kapamak mekrûhtur. Eğer esneme hâlinde ağzı yummaya kudret bulunmazsa namâz içinde sağ elin arkasıyla ağız kapatılmalıdır. (Namâz dışında esneme hâli engellenemezse sol elin arkası ile ağız kapatılmalıdır.)
13. Namâzda bir zarûret bulunmaksızın bil-ihtiyâr öksürmek mekrûhtur. Öksürüğü mümkün olduğu kadar gidermek edebe riâyet bakımından pek güzeldir.
14. Namâzda sesi işitilmeyecek derecede üfürmek mekrûhtur. Bu hâlde en az iki harften ibâret bir ses işitilecek olursa namâz fâsid olur.
15. Namâzda dişlerin arasında nohut tânesinden küçük bulunan bir yemek parçasını yutmak mekrûhtur. Nohut tânesinden büyük olursa namâzı bozar.
16. Mübâh bir taam hâzır olduğu hâlde namâza başlamak mekrûhtur. Meğer ki vaktin çıkmasından korkulsun.
17. Namâzda gözleri yummak veya gözler ile gök tarafına veya sağa, sola bakmak veya bir tarafa boynu ile dönüp bakıvermek mekrûhtur.
İlm-i Hâl Dersleri - 28
18. Namâzda iki elin parmaklarını birbirine çatmak, parmak çıtlatmak, veya çıtlayacak sûrette sıkıvermek, ve elleri böğrüne koymak mekrûhtur.
19. Rükû hâlinde sünnet vechiyle olan vaziyete muhâlif bir sûrette başı yukarı tutmak veya aşağıya indirmek mekrûhtur.
20. İmâmdan evvel rükû'a veya secdeye gitmek ve ondan evvel rükûdan veya secdeden baş kaldırmak mekrûhtur. Fakat imâm daha rükû veya secdeye gitmeden muktedi, rükû'a veya secdeye gidip başını kaldırsa namâzı fâsid olur. Meğer ki daha imâm selâm vermeden bu rükû'u veya secdeyi imâm ile veya ondan sonra iâde etsin.
21. Rükûda veya secdede tesbihleri terk etmek veya üçten az okumak mekrûhtur.
22. Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namâz kılmak mekrûhtur.
23. Temiz olmayan şeylere karşı ve temiz olmayan şeylerin yakınında namâz kılmak mekrûhtur. (Kabristanda, yol ortasında, hamamda, hayvan boğazlanan yerlerde gibi)
İlm-i Hâl Dersleri - 29
24. Helâya gitmek sıkıntısı bulunduğu hâlde namâza başlamak mekrûhtur. Hattâ namâz esnâsında böyle fazla bir sıkıntı görülüp kalbi meşgûl edeceği takdîrde, vakit müsâid ise namâzı bırakmalı, sıkıntıyı giderdikten sonra abdest alıp tekrar namâza başlamalıdır. Aksi takdîrde sâhibi günâha girmiş olur.
25. Namâzın sıhhatine mâni olmayacak mikdâr az bulunan bir necâsetin libâsta, bedende veya namâz yerinde bulunması mekrûhtur.
26. Namâzda, kirli ve ev işleri sırasında giyilen libâsları mekrûhtur.
27. Elbiseyi topraktan veya diz etmekten korumak için rükû'a veya secdeye varırken yavaşça yukarıya çekmek mekrûhtur.
28. Namâzda başın etrafına mendil gibi bir şey bağlayıp tepesini açık bırakmak mekrûhtur.
29. Namâzda libâs ile veya vücûddan bir şey ile beyhûde yere oynamak mekrûhtur.
30. Namâzda erkeklerin tembellikten veya ehemmiyet vermemekten dolayı başlarını örtmemeleri(takke takmamak, sarık sarmamak gibi) mekrûhtur.
İLM-İ HÂL
Kısım 6
İlm-i Hâl Dersleri - 30
(Namâzın mekrûhları devâm)
31. Namâz kılanın başı üstünde veya kendisine yakın olarak ön tarafında veya kendisine yakın olmasa da sağ ve sol tarafından hizâsındaki duvar veya tavan üzerine yapılmış veya asılmış mücessem(cismi olan, heykel) veya mürtesem(resimlenmiş) canlı mahlûk tasvîrinin bulunması mekrûhtur. Namâz kılanın ayakları altında veya oturduğu yerde bulunan veya karşıdan uzuvları seçilemeyecek derecede küçük olan veya başları kesilmiş veya yüzleri büsbütün silinmiş veya bir ip ile örtülüp mahvedilmiş olan bir sûretin bulunması namâz bakımından kerâhet gerektirmez.
32. Üzerinde zîrûh(insân, hayvân) sûretleri bulunan bir libâs ile namâz kılınması ve zîrûha âid bir sûret üzerinde secde edilmesi mekrûhtur. Fakat böyle bir libâsın üzerine başka bir libâs giyilirse onunla namâz kılınmasında kerâhet bulunmaz.
İlm-i Hâl Dersleri - 31
Namâzı Bozup Bozmayan Şeyler
1. Namâzda velev iki harften ibâret olsun, söyleyenin işideceği derecede namâza münâfi bir söz söylemek namâzı bozar. Bu husûsta kasıd ile sehiv, unutmak ile uyuklama ve hata hâlleri birbirine eşittir.
2. Bir hastalık sebebiyle veya bir malın ve bir arkadaşın kaybolması gibi musîbetten dolayı harfler belirecek şekilde sesle ağlamak, veya ah, uh, eh diye inlemek, öf demek, yâhûd bir toza üflemek veya bir şeyden bezginlik göstermek için uf, tuh demek namâzı bozar. Cenâb-ı Hakkın korkusundan, cennet veya cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak, ah ve iniltide bulunmak namâzı bozmaz. Kendini tutamayacak derecede şiddetli hastalıktan dolayı bir ah ve inilti de namâzı bozmaz.
3. Bir kimse namâzda vücûdunu bir kere veya muttasıl iki kere veya başka başka rek’atlerde birer, ikişer kere kaşısa namâzı bozulmaz. Fakat bir rekatte birbiri ardınca üç defa kaşısa bozulur. Şu kadar var ki bir uzvunu elini tekrâr kaldırmadan birkaç defa kaşıması bir defa kaşıma sayılır.
4. Namâzda özürsüz yere birbiri ardınca hiç durmadan en az üç adım atmak, namâzı bozar.
5. Namâzda mükerrer defa olmaksızın bir el ile baştan, sarığın veya takkenin kaldırılıp yere konulması veya bunların yerden kaldırılıp başa konulması, dışarıdan bakan bir kişinin bu işi yapan namâz kılmıyordur diye zannetmesi(amel-i kesîr) hâlinde namâz bozulur.
6. Namâzı bozulan bir imâmın yerine başkasını geçirmesi (istihlâf etmesi) bilicmâ câizdir. Şöyle ki; bir imâm kendisine namâz esnâsında burnu kanamak gibi semâvî bir hades ârız olsa, cemaatten imâmete sâlih bir zâtı işâretle veya libâsından tutarak mihrâba geçirir.
İlm-i Hâl Dersleri - 32
İmâmet ve Cemaat
1. İmâmlığın başlıca şartları: İslâm, bülûğ, akıl, zükûret, kırâat, özürlerden selâmettir.
2. Cemaat arasında imâmete en lâyık olan (sırasıyla):
a. Sünnette âlim yani fâkih(fıkıh âlimi) olan
b. Kırâati daha güzel olan
c. Ziyâde müttaki (takva ehli, haramdan kaçınan) olan
d. Yaşça büyük olan
e. Hilm, rıfk, hayâ gibi ahlâk itibâriyle daha mükemmel olan
f. Yüzce daha güzel olan
g. Nesebce (soy bakımından) daha güzel olan
h. Sesi daha güzel olan
i. Libâs bakımından nezâfetçe güzel olan
Bütün bunlarda müsâvî iseler aralarında kura çekilir. Bütün bunlar, imâmete verilen kıymet ve ehemmiyetin büyüklüğünü gösterir. Bunun içindir ki; bu vazifeyi vaktiyle bulundukları yerlerde evliyây-ı umûr(idâreciler) deruhde ederlerdi.
İlm-i Hâl Dersleri -33
3. Nâfile namâz kılanın farz namâz kılana iktidâsı(uyması) câizdir. Meselâ; öğle namâzını kılmış olan bir kimse, öğle namâzını kıldıran bir imâma iktidâ edecek olsa, bu ikinci defa kılacağı namâz, bir nâfile olarak câiz bulunur.
4. Mezheb ihtilâfı iktidâya mâni değildir. Elverir ki; imâm olan zât, namâzın şartlarına, rükünlerine riâyet etsin. Şöyle ki; Müslümânlar fıkıh bakımından mezhebleri muhâlif olsa da esâsda müttehid oldukları cihetle birbirine iktidâ edebilirler.
5. İmâmın kendisine kolay gelen âyetleri, sûreleri okuması vâcibdir. Henüz kuvvetlice hıfzetmemiş olduğu âyetleri okumamalı, cemaatin yardımcı olmasına meydan bırakmamalıdır. İmâm bir âyette yanılır, hatırlayamazsa bakılır; eğer sünnet mikdârı veya namâzın câiz olacağı kadar kırâatte bulunmuş ise hemen rükû'a gitmelidir. Yanıldığı yeri cemaatten birinin söylemesi için beklememelidir. Bu mikdârı okumamış ise başka bir âyeti okumalıdır.
İlm-i Hâl Dersleri - 34
6. Namâzda imâma uyan bir kişi ise imâmın sağında durur, iki veya daha ziyâde ise imâmın arkasında dururlar. Cemaatin ayak topukları imâmın topuklarından ileri olmaması kâfîdir.
7. İmâmın sesi kâfî gelmezse, cemaatten biri tarafından iftitâh ve intikâl tekbirleri yüksek sesle alınır; ve rükûdan kalkarken de “Rabbenâ ve lekel hamd denilir, yüksek sesle yine selâm verilir. Bu bir tebliğ, bir bildirimdir. İmâmın sesi yettiği takdîrde bu tebliğe gerek kalmayacağından, bu tebliğ işi mekrûh olur.
8. İmâm namâzdan sonra iki tarafa selâm verirken Aleyküm sözü ile hafaza meleklerini ve bütün cemaati kasdeder. Cemaatten her biri de sağ tarafa selâm verirken o taraftaki meleklerle cemaati ve imâm eğer o tarafta veya kendi hizasında ise imâmı da kasdeder. Sol tarafa selâm verirken de o taraftaki meleklerle cemaati ve imâm o tarafta ise imâmı kasdederek onlara selâm vermiş olur. Yalnız başına namâz kılanlar da bu selâm ile yalnız hafaza meleklerini kasdederler.
İlm-i Hâl Dersleri -35
9. Cemaat, selâmdan sonra: Allâhümme entesselâmü ve minkesselam.. cümlesi okununcaya kadar yerlerinde durur, sonra kalkıp sünneti veya duâyı başka münâsib bir yerde ikmâl ederler. Farzdan sonra saffı bozmaları müstehabtır. Tâ ki; sonradan gelenler, bunları hâlâ farzda sanmasınlar.
10. İmâm selâm verince bakılır; eğer namâz tamâmlanmışsa imâm serbesttir. Dilerse sağ tarafına, dilerse sol tarafına döner. Böylece kıbleyi sağ veya sol tarafına alır ve öylece oturur. Eğer karşısında namâz kılan yoksa, dilediği takdîrde cemaate doğru döner. Namâz kılanın yüzüne karşı dönüp durmaz; çünkü namâz kılanın yüzüne karşı oturmak mekrûhtur.
11. İmâm yanılarak beşinci rekata kalktığı zamân bakılır; eğer imâm dördüncü rekattan sonra kade(oturuş) yapmışsa, cemaat oturarak bekler. İmâm hemen dönüp teşehhüdü iâde etmeksizin selâm verirse, cemaat de onunla beraber selâm verir.
Konu: suhuflar hangi peygambere gönderilmiştir
bence bu yazi çok güzel çoooooook beğendim
Bağlantı »