« Önceki | Sonraki »

23/3/2007

GIYBET, DEDİKODU

Gıybet;

 

"Bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmak" demektir. Türkçe'de bu kavramın karşılığı olarak "dedikodu" ve "çekiştirme" kelimeleri kullanılır. İslam'da büyük günahlardan biridir. Hucurat suresi 12. ayette, gıybet yapmak, ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir.

Ancak, başka birinin arkasından yapılan her konuşma gıybet sayılmaz. Örneğin, herhangi bir haksızlığa uğramış birinin, sorununu, çözebilecek birine anlatması veya bir kişiyi ona zarar verebilecek birine karşı (iddia tahminlerle değil, bir bilgiye dayanıyorsa) uyarmak gıybet kapsamına girmez.

Konuyla ilgili âyet ve hadisler aşağıdadır:

"Ey iman edenler! Çokça zan etmekten kaçınınız, şüphe yok ki, zannın bazısı günahtır ve birbirinizin kusurunu araştırmayınız ve bazınız, bazınızı gıybet etmeyiniz. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeği sever mi? -Bilâkis- onu çirkin görmüş olursunuz. Artık Allah'tan korkunuz, şüphe yok ki, Allah tevbeleri kabul edicidir, çok esirgeyicidir." (Kur'an, Hucurat/12)

"Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalpten her biri bundan sorumludur. (Kur'an, İsra/36)

Muhammed Peygamber "Gıybet nedir bilir misiniz?" diye sordu. Yanında bulunanlar: "Allah ve onun elçisi daha iyi bilirler" dediler. "Gıybet, kardeşini onun hoşlanmadığı bir sıfat ile vasıflandırmaktır." buyurdu. "Kardeşimde söylediğim sıfat bulunuyorsa?" diye sorulduğunda: "Söylediğin sıfat eğer kardeşinde bulunuyorsa gıybet etmiş olursun, bulunmuyorsa iftira etmiş olursun." buyurdu. (Tirmizî)

20/3/2007

KİBİR KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

Kibir ve Kendini Beğenmişliğin Kötülüğü

 

Allah (C.C) beni ve seni dünya ve âhiretin iyiligine kavustursun. Bilesin ki. büyüklük taslamak ve kendini begenmislik faziletleri siler ve alçaklik kazandirir. Nasihat dinlemeyi ve terbiye edilmeyi engelleyen bir rezalet olmak için sana kâfidir.

Bu yüzdendir ki, mütefekkirler «Ilim haya ile büyüktük taslama arasinda barinamaz. Sel yüksek binalara nasil düsmansa ilim de böbürlenenlere öyle düsmandir» derler.

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Kalbinde zerre kadar büyüklük duygusu bulunan kimse, cennete giremez.»

Yine Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Büyüktük taslama niyeti ile elbisesini yerde sürükleyenin yüzüne Allah (C.C) bakmaz.»

Ehli hikmet derler ki. «Büyüklük duygusu ile saltanat bir arada devam etmez.»

Ulu Allah (C.C.) kibirle kargasalik çikarmayi yanyana zikrederek söyle buyurmustur:

«— Bu âhiret yurdudur. Biz onu yeryüzünde büyüklük taslamak ve kargasalik çikarmak pesinde kosmayanlara nasib ederiz.»

(Kasas Sûresi - 83)

Yine Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— Yeryüzünde bosu bosuna büyüklük taslayanlarin dikkatlerini âyetlerimden alokoyacagim da onlar bütün âyetlerimi görseler bile inanmayacaklar.»

(Araf Sûresi - 146)

Ehli hikmetten biri der ki. «Bana karsi büyüklük taslayan herkesin durumunun tersine döndügü ve ondakinin bana geçtigini yani benim ona karsi büyüklenmeye basladigimi gördüm.»

Ibni Avane en çok büyüklük taslayan kimselerdendi. Rivayete göre bir gün hizmetçisinden su ister, hizmetçi «peki» der; bunun üzerine Ibni Avane ancak «hayir» diyebilecek durumda olanlar «peki» diyebilir, hizmetçiye çikisir ve tokatlamalarini emrederek dövdürür; Ibni Avane bir çiftçi çagirarak onunla konusmus, sözü bitince su istemis, ve onunla konustugu için igrenerek agzini çalkalamis.

Bu husûsda «falan kimse, kendini öyle yücelere çikardi ki, düsse paramparça olur» derler.

Meshur dil âlimi Câhiz der ki; «Kureys kabilesinden büyüklük taslamada meshur olanlar Beni Mahzum ve Beni Umeyye oymaklari, Araplar arasinda ise Beni Cafer Bin Küâb. Beni Zeraret Ibni Adiy oymaklaridir. Pers hükümdarlari (Kisralar) ise kendilerini ilâh, halki da köle olarak görürlerdi.»

Kibirliligi ile meshur Beni Abduddar oymagindan birine. «Halifeyi görmeye niçin gelmiyorsun» diye sorarlar. «Köprünün, serefimi çekemeyeceginden korkuyorum» diye böbürlenir.

Haccac Ibni Artat'a «Niçin cemaatle namaz kilmaya geimiyorsun?» diye sorarlar. «Bakkal takiminin beni sikistiracagindan çekiniyorum» diye cevap verir.

Anlatildigina göre. Yemen ileri gelenlerinden Vali Ibni Hicr Peygamber (S.A.V)'imize gelir, Peygamber (S.A.V)'imiz de ona bir miktar mirî arazisi tahsis eder. Muaviye'yi de «ayirdigim araziyi kendisine göster ve üzerine yaz» diyerek yanina katar.

Sicak bir günde yola çikarlar. Muaviye Valinin devesini arkasindan yürüdügü için günesten bunalir. «Beni devenin arkasina al» diye teklif eder. Vali «Sen hükümdarin yanina bineceklerden degilsin» diyerek onu reddeder. Bunun üzerine Muaviye «Bari ayakkabilarini bana ver» der. Vâil bu istege de, «Ey Ebû Sufyanoglu, senden ayakkabilarimi esirgeyecek kadar cimri degilim, fakat ayakkabilarimi giydiginin. Yemen kabileleri arasinda yayilmasindan hoslanmam. Sen devemin gölgesinden yürü, bu seref sana yeter» diye cevap verir.

Söylendigine göre sözü edilen Vâil, Hz. Muaviye'nin halifelik devrine yetisir, bir gün halifeyi ziyaret etmeye varinca Hz. Muaviye onu koltuk üzerine oturtarak kendisiyle konusur.

Mesrur Ibni Hind, adamin birine «Beni taniyor musun?» diye sorar, adam «Hayir» diye cevap verir. Adamin cevabi üzerine «Ben Mesrur Ibni Hind'im» diye kendini tanitir, adam yine «Seni tanimiyorum» deyince ona «Ay'i tanimayanlari Allah (C.C) kahretsin» diye çikisir.

Sâir söyle der:

«Kendini begenmislik kuruntusuna tutulan aptala deyiniz ki;

Kendini begenmisligin zararini bilsen ona kalkismazdin.

Kendini begenmislik dini zedeler, akli zayiflatir.

Serefi düsürür, hey kendine gel!»

Derler ki: «Ancak düskün ruhlular büyüklük taslar ve alçak gönüllüler mutlaka yüce ruhlu, kimselerdir.»

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Üç sey mahvedicidir: Boyun egilen pintilik, isteklerine uyulan nefis ve insanin kendini begenmesi."

Abdullah Ibni Amr'in rivayet ettigine göre. Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Hz. Nuh (A.S) ölmek üzere iken iki oglunu yanina çagirarak onlara su nasihatte bulunur, «size iki seyi emreder ve iki seyden sakinmanizi isterim. Allah (C.C)'a ortak kosmaktan ve büyüklük taslamaktan uzak durunuz. Emrettigim sey'ere gelince birincisi "Lâ ilâhe illallah'"i dilinizden düsürmeyin. Cünki göklerde ve yerde olen her sey terazinin bir kefesine; "Lâ ilâhe illallah'" cümlesi de öbür kefesine konsa ikincisi agir basar.

Gökler ile yeryüzü bir araya gelerek bir çember teskil etse de bu çemberin üzerine "Lâ ilâhe illallah'" cümleleri konsa, çember üzerine binen agirligin altinda kirilir. Ikinci olarak da sik sik «sübhanellâhi velhamdülillâhi» deyiniz. Çünki bu cümle canli - cansiz her varligin duasidir ve canlilarin rizki bu duâ sayesindedir."

Hz. Isâ (A.S.) der ki. «Allah (C.C)'in Kitabi'ni ögrenen ve zorba olarak ölmeyen kimseye ne mutlu!»

Anlatildigina göre Abdullah Ibni Selâm (R.A.) bir gün odun yüklü alarak çarsidan geçiyordu. «Niye böyle yapiyorsun, senin buna ihtiyacin yok.» diyenlere «nefsimden kibiri kovmak istedim» diye cevap verir.

Kurtubî tefsirinde:

«Gizlenmesi gereken zinetleri bilinsin dîye ayaklarini yere sert basmasinlar» (Nur Sûresi - 31) mealindeki âyet hakkinda denir ki; «kadinlar bu hareketi böbürlenmek erkeklere gösteris olsun diye yaparlarsa davranislari haramdir.»

Ayni sekilde erkeklerin de calim satmak gayesi ile yere sert basmalari da haramdir, cünki büyüklük taslamak büyük günahlardandir.»

20/3/2007

EN BÜYÜK GÜNAH "ZİNA"

 Zina, evlilik dışı girilen cinsel ilişkidir!

 

Bu, indirerek yasa olarak yayimladigimiz bir sure olup ögüt alasiniz diye içine apaçik ayetler yerlestirdik. (24/1)

Zina kisa ve öz tabiriyle; "evlilik disi girilen cinsel iliskidir". Kuran´a göre bunun bir baslangici veya siniri yoktur. Yani her kim, hangi inanisa sahip olursa olsun, evlilik sözlesmesi yapilmadan kurulan iliskilere zina denir.

Çagimizin bazi aydin görüslü-görünüslü gençleri(!), zina hükmüne girmemesi için degisik yöntemler kesfetmeye koyulmuslardir. Örnegin, gebeligi önleyici araçlar kullanarak(!). Kimileri de, "Parasiyla degil mi kardesim! Kim karisir?" felsefesiyle hareket etmekte, kendi çapinda Allah´in kurallarini degistirmeye çalismaktadir. Yusuf Peygamber´in ahlakindan habersiz olan bu toplumun, farkinda olmadan yol açtigi olumsuzluklari görmezlikten gelemezsiniz. Sadece ülkemiz genelinde, hemen hemen her ilde, bir çocuk yuvasi ve buralarda anasi-babasi belirsiz onlarca-binlerce çocuk bulunmaktadir. Sonuç; "tinerci-tecavüzcü-uyusturucu vb. kurbani gençlik".

Insanlik tarihi boyunca, onlarca kavim ve bunlari uyaran peygamberler geçmis olmasina ragmen, bazi peygamber-kavim iliskilerinin özellikle anilmasi, neyi gösterir sizce? Kuran´in bir ayetinde der ki; "Yoksa siz, sizden öncekilerin basina gelenler gibisi sizin de basiniza gelmeden cennete gireceginizi mi saniyorsunuz? ...2/214 " Diyebilir miyiz ki; "Yusuf ahlakina sahip olanlar ile olmayan Seytan ordulari birbirinden ayrilacak!" ve Allah, dünyada zinaya karismayan mümin kullarina su müjdeyi veriyor; "Dizilmis koltuklara yaslanmislardir ve onlari güzel eslerle eslendirmisizdir. 52/20" ve "Oralarda, daha önce ne bir insan ne de bir cin tarafindan dokunulmamis, bakislarini dikmis esler vardir.55/56"

Allah, bir seyin yapilmasini uygun görmüyorsa, bunun mutlaka geçerli bir sebebi vardir. Zinanin da öyle. Ölümcül hastaliklar(aids,frengi vb.)-siddetli geçimsizlikler vs. zinanin baslica sebep oldugu yikimlardir. Geçmis yillarinizda bir sekilde zinaya karismis olsaniz dahi, bunun sonucu, siz evlendikten sonra da çikabiliyor (çocuklarinizdaki soyaçekim, gensel özellikleri vb.).

ZINAYI ÖNLEMEK

Akli kasiklarina inmis birine, "Allah, zinayi yasak-evliligi helal kilmistir" deseniz, "Yok ya! Hoca mi kesildin basimiza!" deyip üzerinize yürür mazallah. Tabiki yöntem bu degil! Allah kitabinda zina edenleri "halkin önüne çikarip yüz celde vurun!" der (bkz.24/2). Bu hükmü, çagdas cahiliyeciler, "Yobazlik-gericilik" olarak nitelendirilirler. Fakat her nedense, kendi aile baglarini koruyamazlar, evlatlarina sahip olamazlar. Adlari çikinca da "asacagim-kesecegim!" diye nara atmaya baslarlar. Sonuç "kan ve gözyasi".

Cahil ve zevke düskün insan, "ne yapsam da Allah´in hükümlerini yumusatsam" gibisinden birtakim telkinlere kaptirir kendini. Daha küçük yaslarda, kiz ise erkegi-erkek ise kizlari tavlama yöntemleri (!) kesfetmeye baslar. "Gençlikte çapkinlik mübahmis!". Bosuna yirtinmayin Seytan elçileri, sizin ve insanligin durumu ortada!

Oysa bir caydirma yöntemi olan yüz celde, zina edenlere uygulanmis olsa, olumsuzluklar yasanmaz ve herkes namus güvencesi altinda, mutlu bir hayat sürdürür.

ZINANIN CEZASI

Eger esinizi biriyle zina ederken yakalamis iseniz, Allah sizden dört sahid getirmenizi ister. Bunun bilimsel bazi açiklamalari da olabilir.Yada ortada bir iftiranin dönüp-dönmedigi diger insanlar tarafindan da anlasilsin babinda degerlendirilebilir (bkz.24/4). Her iki duruma göre, dört kat daha ince düsünmeli ve çabuk karar vermelisiniz!(bkz.24/6-9 ve 2/226). Eger çikmaza gireceginizi düsünüyorsaniz Kuran´in yöntemi; "güzellikle saliverin!" ama "affederseniz de, Allah affedicidir!". (bkz.2/229 ve 65/2)

Bundan ayri bir de yukarida da degindigimiz gibi, yüz celde ile caydirma yöntemi vardir ki, bu, bildigim kadariyla dünyanin hiçbir ülkesinde uygulanmiyor. Dünyanin asil sahibi Seytan, kendisine sadik ögrenciler yetistirmesini bilmis!. (bkz 24/21)

Yahudi uydurmasi olan "taslama usulü" ise, Kuran´da yer almayan bir uygulamadir. Hem, hiçbir sekilde, insanin öldürülmesini istemeyen Allah, bu hükmü vermis olamaz. Bu olsa olsa, kendisi zina ettigi halde, kendisi disinda kalanlarin bu ise bulasmamasini saglamak amaciyla(!), uydurdugu bir önlem(!) olabilir.

EVLILIK

Kuran der ki; "Bekarlarinizi, erdemli kadin ve erkek hizmetçilerinizi evlendiriniz; eger yoksul iseler, ALLAH onlari kendi lütfundan zengin edecektir. ALLAH Cömerttir, Bilendir.24/32" Eger zinaya karismaktan korkuluyorsa, ebeveynler, çocuklarini biran önce evlendirmelidir. Ayette geçtigi üzere eger yoksul iseler, biraz daha sabretmeleri gerekir ki sabir, müminin bir vasfidir.

Evlilik bir sözlesmedir. Bir bagdir. Ahlaki degerlere sahip çikmak ve bunu korumak için gereklidir. Allah bunu helal, zinayi haram kilmistir.

Öte yandan ebeveynler, daha evlenememis olan çocuklarina, ahlaki egitimi Kuran´daki sekli ile kendileri vermelidirler. Bu egitime özen göstermeleri gereklidir. Yoksa, alinlarina vurulacak namussuzluk damgasi söz konusu. Müminler, iftira atmaz. Bu büyük bir günahtir (bkz.24/23). Fakat bazi cahiller ki onlar, vaktiyle, Hz. Meryem´e dahi iftirada bulundular (bkz.19/27-30), kendileri su an kadinlari sex kölesi olarak kullanmaktadirlar. Bu kisiler evlenseler dahi bu, pek uzun sürmüyor. Çocuk ise, pesimist toplumlarin arasina giriveriyor.

Çocugunuza, açik filmler izlemesini siddetle yasaklarsaniz, ilk eline geçen harçlikla geneleve gider! Kontrolü elinize alin ve siniri asmamasini ögütleyin! Kendisine zinanin yasak oldugunu israrla anlatin, inanmiyorsa da zorlamayin! Allah, ona hakettigi bir yasayis tarzi sunacaktir.

Evlenebileceginiz kisiler hakkinda Kuran, açiklayici bilgiler verir. Mezhepçi ögretilere kurban gitmeyin! (bkz. 4/22-25 ve 24/23) Yabancilarla evlilik durumu ise; "Ey inananlar, inanan göçmen kadinlar size sigindiginda onlari sorgulayin. ALLAH onlarin inançlarini çok iyi bilir. Inançli olduklarini anlarsaniz, onlari kafirlere geri göndermeyin. Ne bunlar o inkarcilara helaldir, ne de onlar bunlara helaldir. Inkarcilarin harcadigi mehirlerini onlara geri verin. Mehirlerini ödediginiz taktirde bunlarla evlenmenizde bir sakinca yoktur. Inkarci kadinlari sorumlulugunuzda tutmayin. Onlara harcadiginiz mehirlerinizi isteyebilirsiniz, onlar da verdikleri mehirlerini isteyebilirler. Bu, ALLAH´in hükmüdür. O, aranizda yargida bulunur. ALLAH Bilendir, Bilgedir. 60/10"

SINIRI ASANLAR

Allah, kendi saltanati altindakilere hep iyiyi-güzeli ögretmektedir. Seytan ise bunun tam tersini telkin eder. Öyle ki insan artik kendi hemcinsleri ile zina etmeye baslar (geçmiste oldugu gibi). Hangi inanisa sahip olursaniz olun, kendi cinslerinizle iliskiye girmeniz affedilemez! Bütün ilahi kitaplarda bu mesaj vardir. Onlarin baslarina neler geldigi de bu kitaplarda kayitlidir. Ayrica bunlarin canli tanik-kanitlari da yeryüzünde-gözlerinizin önünde durmaktadir.

Benim bir teorim var: "Yoksa siz, sizden öncekilerin basina gelenler gibisi sizin de basiniza gelmeden cennete gireceginizi mi saniyorsunuz? ...2/214 " ayeti geregince, geçmiste bu tür ters-sapkin iliskilere girmis kavimlerin hortlayacagini-çogalacagini ve akabinde Allah´in bosuna yaratmadigi volkanik daglarin, hepsinin, ayni anda faliyete geçip "suçlu günahkarlarin basina ates yagdiracagini" tahmin ediyorum.(bkz.51/32-34) Ama bu tezime katilirsiniz yada katilmazsiniz, o, sizin bileceginiz bir is!.

ZINA HAKKINDA SÖYLENEN YANLISLARDAN

Gebeligi önleyici etmenler (evlilik disi ise) zinaya sebep olmaz gibi bir sacma düsünce

Keyfi üç-bes esle evlilik zina sayilmaz

Gençlikte çapkinlik mübahtir demek!

Zina edenler tasla öldürülmelidir

Çocuklarin/gençlerin yaptigi zina sayilmaz

Parasiyla kurulan cinsel iliski mübahtir diyecek kadar alcalmak!

Çiplak vücuda şehvetle bakmak göz zinası degildir gibi bir yanlis bilgi.

El-ele tutusmak, öpmek vb. zina sayilir.

Nisanli iken iliskiye girmek yasak degildir diye söylenen sözler yanlistir!

Inananlarin arasindan hayasizligin yayginlasmasini arzulayanlar, dünya ve ahirette aci verici bir cezayi hakketmislerdir. ALLAH bilir, siz bilmezsiniz. (24/19)

19/3/2007

NEYİN KAVGASINI VERİYORUZ?

NEYİN KAVGASINI YAPIYORUZ !

       

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH(CC) IN ADIYLA

       

Bir müslüman olarak hepimiz islamiyet çatısı altında, kuran'ı kerim rehberliği ışığında bulunuyoruz. Ana
     hedefimiz islamı en iyi şekilde yaşamak ve yaşatmak, ana kaynağımız ise kuran'ı kerim'dir. "Müslüman müslümanın
     kardeşidir" hadisi şerifinden yola çıkarak diğer dinlere karşı birlik, beraberlik içerisinde hareket etmemiz
     gerekir. Ama biz bunun yerine birbirimizi yiyoruz. Peki ama neden? Bence birbirimizi kandırıyoruz ve boş yere
     zaman kaybediyoruz. Aramızdaki bu etnik çatışma bize ve inançlarımıza zarar verirken, diğer dinlerin ekmeğine
     yağ sürüyor. Aslında onların istediğide bu değil mi? Lütfen kendimize gelelim ve gerçekçi olalım. Bu sağcılık,
     solculuk, alevilik, şiilik, şafilik gb. kavramlarla birlikteliğimizi bölmeyelim. Yüce rabbimizin buyurduğu gibi
     "Alemleri Hz Muhamet(s.a.v) yüzüsuyu hürmetine yarattım" ayetinin esasına göre Peygamber efendimizi örnek alarak
     hareket edelim. Gerçektente öyle bir rehbere sahibiz ki yüce bir kişilik sahibi mükemmel bir insan. Ona ta^bi
     olmayan, karşısındaki düşmanlar bile bu yüce kişiliğe hayran kalmışlar, saygı duymuşlardır.özellikle "el emin"
     sıfatına layık görmüşlerdir. O kadar şanslıyızki islamiyet çatısı altında müslüman olarak doğup, kuran aydınlığında
     bugünlere geldik çok şükür. Ve en güzeli önümüzde öyle bir rehber var ki dost, düşman herkesin taktirini
     kazanmış mükemmel bir kişiliğe sahip Hz Muhammet(s.a.v) Efendimizin izinden gidiyoruz. Böyle bir şahsiyeti örnek
     almayacağızda kimi örnek alacağız söylermisiniz? Zaten islamiyetin doğuşu, yayılışı ve bugünlere gelişinde aklımıza
     gelen bütüm önemli kişilikler, sahabeler, halifeler, alimler Peygamber efendimize bağlı kalarak, onun izinden
     giderek, herşeyi tam manasıyla öğrenerek, gönülden bağlılıkla hiçbir şüphe taşımadan, hiç bir sapma olmadan,
     hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar dinimizi getirmedilermi? Öyleyse biz neden bu kadar evrensel dinimizi
     farklı boyutlarda yaşayıp düşünce çatışması yaşıyoruzki? Madem bu kadar açık olan gerçekçi bilgiler dahilinde,
     güzel insan rehberliğinde, kuran'ı kerim önderliğinde, islamiyet dini içinde, müslüman olarak hep bir aradaysak
     bu fikir ayrılığı bu çatışma neden? Çok anlamsız buluyorum. Bugün yahudiler, hristiyanlar bile dinlerine, öz
     kaynaklarına o kadar sadık, okadar bağlılarki aralarında etnik çatışma, gruplaşma göremiyoruz. Çünkü onlar
     dinlerinin temeline, özüne inip, kaynak bilgiler ışığında yaşayıp, sahipleniyorlar dinlerini. Bizde böyle olmalıyız.
     Hep birlikte inançlarımızın özündeki değerlerle hareket etmeliyiz. Yüce rabbimizin kitabi kuran'ı kerim öncülüğünde,
     güzel insan Peygamber Efendimiz liderliğinde, ayet ve hadisler ışığında beraberce en küçük bir şüpheye düşmeden
     öz kaynaklarımızla elele, kardeşce davamızda yürümeliyiz.

19/3/2007

RABBİMİZİ NE KADAR NEREDE HATIRLIYORUZ

     ALLAH(cc) IN BİZDEKİ YERİ NERESİ?

 

Allah sadece camilerin duvarları arasında mı? Caminin avlusundan çıkınca Allah’ın olmadığı bir dünyaya mı geçiyoruz? Allah, “niyet ettim Allah rızası için”den, sol omza selam verme anına kadar var da, sonrasında yok mu? Yürürken, koşarken, vapur beklerken Allah, dünyamızın neresinde?
Allah Ramazan ayında ve özellikle iftar saatinde mi sadece? Her hangi bir ayın her hangi bir akşam yemeğinde, sabah kahvaltısında, beş çayında Allah nerede?
Allah’tan bahsedebilmek için, imam, vaiz, ilahiyatçı, kısacası din adamı ya da “aşırı dinci” olmak şart mı? Allah’tan sadece gündemdeki bir konu sebebiyle, dindar bir çevreye hitaben mi bahsedilir? Dinle pek alakası olmayan bir televizyon kanalında, hiç de din adamı olmayan birileri, gündemde yokken bir bahis açıp Allah’ı anlatamaz mı? Allah’tan sadece, “Batıl inancınız var mı?” sorusuna cevap veren bir şarkıcının “Evet, ben nazara inanırım” sözleri münasebetiyle mi bahis açılır?
Allah zemzem içip, hurma yerken var da, kola içip, elma yerken yok mu? Tesbih çekerken Allah’ı hatırlayıp, şınav çekerken unutmak şart mı? Kurban eti yerken O’nun adını anıp, kasaptan aldığımız eti yerken başka isimler anmamız neden?
O’nu sadece babaannelerimizden, dedelerimizden dinlemek zorunda mıyız? Küçük bir çocuk Allah’tan bahsetse çok mu garip kaçar? Gezip eğlenmekten başka bir şey yapmaması gerektiğini düşündüğümüz bir genç Allah’tan bahsederse, ona mutlaka bir sıfat yakıştırıp kategorize etmemiz mi gerekir?
Yalnız kalıp korktuğumuzda hatırladığımız, arkadaşlarımızla sohbete daldığımızda unuttuğumuz bir Allah’a mı inanıyoruz?
Allah “32 farz”ı sayarken dünyamızda da, “pi” sayısını hesaplarken nerede? “Orucu bozan şeyler”i sayarken O’nu hatırlayacağız da, neden iki hidrojenle bir oksijeni birleştireceğimiz laboratuarın kapısını kapatınca unutuvereceğiz. Din adamı inanır da O’na, bilim adamı inanmaz mı? Bilim adamı inansa bile, “bilim” yaparken bir kenara koymak zorunda mı? O’nun kanunlarını O’nu unutarak açıklamanın adı bilimse, bunun kökeni nasıl olur da “bilmek”ten gelebilir?
Felaketlerde, dertlerde, sıkıntılarda el açtığımız Allah, her işimiz yolunda giderken nerede? Hiç de hoşumuza gitmeyen şeyler başımıza geldiğinde “Allah’ım neden ben?” diye sorduğumuz halde, her şey istediğimiz gibi giderken aynı soruyu neden sormayı akıl etmeyiz?
Küçükken gittiğimiz Kur’ân kursunda Allah var da, koca adam olup gittiğimiz üniversitede yok mu?
Henüz Elifba’yı yeni sökerken öğrendiğimiz gibi “Allah her yerde” olmasına rağmen, neden ısrarla O’nu hayatımızın belirli bölümlerine yerleştirip, geri kalanından çıkarıyoruz? Biz unutunca O hükmünü icra etmiyor mu sanıyoruz? Daha rahat haksızlık yapmak, hayatımızın amacını daha rahat unutmak ve amaçsız bir dünyada sorumluluklarımızdan kaçmak için bu kadar saçma bir hayat kurgulamaya değer mi?
Hayat bu kadar değersiz mi?