« Önceki |

3/7/2008

MÜBAREK ÜÇ AYLAR (RECEP,ŞABAN VE RAMAZAN)

(RECEP-ŞABAN-RAMAZAN)

“Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban ve belliğnâ Ramazan”
“Yâ Rabbi, bize Recep ve Şaban’ı mübarek eyle ve bizi Ramazan’a ulaştır.”
* Her gün bu duâya devam edilir,
* Lâ ilahe illAllâh, kelime-i tevhidi her gün biner defa söylenir.
* Bu aylar feyiz ve bereketi nâmütenâhî olan aylardır.
* Receb hürmet, Şaban hizmet, Ramazan ise nimet ayıdır.
* Recep tevbe ve inâbet ayı, Şaban muhabbet, Ramazan ise karabet (yakınlık) ayıdır.
* Receb, cefâyı terk içindir. Şaban amel ve vefa içindir. Ramazan sıdk ve safa içindir.
* Receb öyle bir aydır ki, Allâh Teâlâ onda kat kat sevâb verir.
* Şaban öyle bir aydır ki, onda keramet beklenir.
* Receb sabıkların, Şaban muktesiderin, Ramazan ise âsîlerin ayıdır.
* Receb tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasad ayıdır.
* Yıl ağaç gibidir. Receb ayı ağacın yapraklı, Şaban meyva-
* Ramazan ise meyvasının toplanacağı zaman gibidir.
* Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve se em- buyuruyorlar:
“Receb, Allâh Teâlâ’mn, Şaban benim ve Ramazan ümmetimin ayıdır.”

 

Receb-i Şerif

Mübarek üç ayların birincisidir.
“Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban. Ve belliğnâ Ramazan.”duası her gün en az bir defa okunmalı.
* Bu ayda yapılacak her hayırlı işin sevabı kat kat verilir.
* Bu ayda oruç tutmak pek faziletlidir.
* Sadaka vermek, fakirleri sevindirmek -Ramazan müstesna- diğer aylardan daha değerli ve daha ecirlidir.
* Bu ayda otuz rek’atlık nafile bir namaz vardır, kılınmalıdır.
* Bu ayın ilk Cum’a gecesi, Regâib gecesidir.
* Yırmiyedinci gecesi, Mi’raç gecesidir. Tevbe, ibâdet ve dualarla değerlendirilmelidir.

 

Şaban-ı Şerîf

* Mübarek üç ayların ikincisidir.
“Allâhümme bârik lenâ fî Şaban ve belliğnâ Ramazan”
duasını her gün en az bir defa okumalı.
* Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
” Şaban benim ayım, Receb Allah Teâlâ’nın ayı, Ramazan ümmetimin ayıdır.” buyurmuştur.
* Rasûl-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Ramazan’dan sonra en fazla bu ayda oruç tutarlardı.
* Ashâb-ı Kiram, Şaban hilâlini görünce, kendilerini Kur’ân okumaya verirlerdi. Bu ayda manasını düşünerek, bol bol Kur’ân-ı Kerîm okumalıyız.
* Bu ayda yapılacak her hayırlı işin sevabı kat kat verilir.
* Geçmiş günahlarımıza tevbe etmeliyiz.
* Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e salât ü selâmı çoğaltmalıyız.
* Bu ayda bir yıl içinde ölecek olanların isimleri, diriler defterinden, ölüler defterine geçirilir.
* Bu ayın ortasında Beraat gecesi vardır. Gündüzünde oruçlu bulunmalı, gecesini ibâdetle ve uyanık olarak geçirmeli. Bu gecede yüz rekat namaz kılınması tavsiye edilmektedir.
* Bu ayda hayır kapıları açılır, günahlar silinir.
* Son Pazartesi günü oruçlu geçirilirse günahların bağışlanacağı hadîs-i şerîfte müjdelenmiştir.
* Müslümanların mallarının zekatlarını fakirlere, Rama-zan’da tutacakları oruca kuvvet ve destek olması bakımından, bu ayda vermeleri hayırlı ve güzel olur.
* Kısacası bu aylar, değerlendirilmesi gereken kıymetli zamanlardır.

 

Ramazan-ı Şerîf

* İçinde, Kur’ân-ı Kerîm’in nazil olmaya başladığı en faziletli aydır.
* Keza içinde Kadir gecesi gibi, bin aydan hayırlı bir gecenin bulunduğu aydır.
* Günahların afv edildiği, Şeytanların zincire vurulduğu mübarek aydır.
* Sabır ayıdır. İslam’ın beş şartından biri olan orucun tutulduğu, gecelerinde teravihlerin kılındığı ibadet, feyz ve bereket ayıdır.
* Kur’ân-ı Kerîm hatimlerinin indirildiği, mukabelelerin okunduğu, câmîlerin müslümanlarla dolup taştığı, rahmet, huzur ve ilâhî gufran ayıdır.
* Cennet kapılarının açıldığı, Cehennem kapılarının kapatıldığı, meleklerin yeryüzüne misafir olduğu müstesna bir aydır.
«Eğer kullar, Ramazan ayındaki faziletleri bilmiş olsalardı, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi.»

3/7/2008

REGAİB KANDİLİ

“Receb ayının ilk Cum’a gecesine Regâib gecesi denir. Bazı âlimlerin açıklamasına göre, Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrama kavuşmuş olmakla, Yüce Allah’a şükür için on iki rekat namaz kılmıştır.
Peygamber Efendimizin -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu Regâib gecesinde, ana rahmine düşmüş olduğuna dâir olan bir rivayet uygun görülmemektedir. Çünkü bu gece ile Hazret-i Peygamberimizin doğumu arasındaki zaman, bu hesaba aykırı düşmektedir. Ancak Hazret-i Âmine’nin, Peygamber Efendimiz’e hâmile kaldığını bu gece anlamış olması düşünülebilir. Sebep ne olursa olsun, bu gece pek mübarek bir gecedir. Zaten Regâib, istenilen, değeri çok olan, bağış, ihsan, ikram ve nefis şeyler demektir. “Râğibe” kelimesinin çoğuludur. Bu geceyi ibâdetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Fakat bu gecede kılınacak namazın sünnet veya mendup olması hakkında kuvvetli bir delil bulunmamaktadır. Bu gecede toplanıp, cemâatle namaz kılınması bid’at sayılmaktadır. Zaten, Teravihten başka hiçbir nafile namazın, çağrışarak cemâatle kılınması sünnet değildir, mekruh sayılır. Ancak bir yerde bulunan, iki üç kimsenin bu gibi namazları cemâatle klimaları câİZ görülmüştür.” (islâm ilmihali, Ö. Nasuhi Bilmen s: 207)
Receb’in İlk Cum’a Gecesinde Allah’ın Mağfireti
Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular:
“Receb, Allah Teâlâ’nın ayıdır. Şaban benim ayımdır. Ramazan benim ümmetimin ayıdır.”
Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e:
-Yâ RasûlâllâhL. Receb, Allah Teâlâ’nın ayıdır, ne demektir? diye sorulan suâle, Allah Rasûlü:
-Receb, Allah Teâlâ’nın ayıdır. Çünkü Receb Hakk’ın mağfiretine mahsûs bir aydır. Bu ayda insanlar kan dökmekten men’ olunur. Bu ayda çarpışmaya izin yoktur. Bu ayda Allah Teâlâ, Peygamberlerin -aleyhimüsselâm- dualarını kabul etmiştir. Yine bu ayda Allah Teâlâ, evliyasını düşmanlarının elinden kurtarmıştır. Bir kimse Recep ayında oruç tutsa, Allah Teâlâ tarafından üç türlü lütuf ve inayete mazhâr olur. Bunlardan biri, Allah Teâlâ onun geçmiş günahlarının tümünü mağfiret eder. İkincisi, hayatının bundan sonraki safhalarında da onu korur. Üçüncüsü, mahşer yerinde susuzluktan emîn olur.” buyurduğunda, orada bulunanlardan yaşlı, pîr-i fânî bir zât ayağa kalkıp;
-Yâ Rasûlâllâh! Ben Recep ayının hepsini tutamam, dediğinde, Râsûl-i Ekrem -sallallâhu alleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
-Sen Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş sevabına kavuşursun. Çünkü sevaplar, on misli yazılır. Fakat sen, Receb-i şerifin ilk Cum’a gecesinde gafil olma ki, melekler o geceye Regâib gecesi demişlerdir. O gece, gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde bir melek kalmaz, hepsi Kabe etrafında toplanırlar. Allah Teâlâ onların bu toplanmaları üzerine onlara hitaben:
-Ey meleklerim, dilediğinizi benden isteyiniz!., buyurur. Onlar:
-Yâ RabbiL istediğimiz, Receb ayında oruç tutanları mağfiret etmendir, deyip isteklerini arz ederler. Allah Teâlâ:
-Ben Receb ayında oruç tutanları mağfiret ettim, buyurur.”
(Gunye 1 /181-182)

30/6/2008

HEY SEN BAKARMISIN....?

evet sonunda gerekli görülen web teknolojileri ile tekrar yolumuza devam ediyoruz euro 2008 gibi büyük bir organizasyondan türk a milli takımımızla
ilgili güzel ve sevindirici haberleri sizlerele paylaştık ama tek tek bütün futbolcularımızın gözlerinde öper minnettarlığımızı
ve şükranlarımızı sunarız

semih şentürk arda turan nihat kahveci hamit altıntop mehmet topal tuncay şanlı emre aşık emre güngör ayhan akman colin kazım servet çetin
gökdeniz karadeniz sabri sarıoğlu tümer metin tolga zengin mevlüt erdinç emre belezoğlu mehmet aurelio gökhan zan rüştü rençber hakan balta
uğur boral volkan demirel ve özellikle fatih terimi tebrik ediyoruz

taktire şayan üstün bir başarıyı bizlere yaşatıkları için ne söylesek az kalır inşallah 2010 dünya kupası organizsyonunda bu başarılarını ve
istikrarlarını dahada ileriye götürerek kupa ile taçlandırırlar siteye yeni eklediğimiz web teknolojilerini fatih hocaya ve onun emaktar öğrencilerine
hediye ediyoruz bize onur verici bu duyguları yaşatan bu ekip dahada fazlasını hak ediyor

küstah ükela ve çirkef avrupalıları dize getirip onları ezmek ve sporsal alanda dahi olsa onlara üstünlük sağlamak bu milletin şiarı olmalıdır
özelliklede ekonomik gelişmişlikte bilimde teknolojide teknikte sanatta ve kültürel zenginlikte avrupa batı medeniyetine üstünlük sağlayıp
ezici bir güçle onları zelil ve hakir duruma düşürmek en güzel şeydir çünkü yıllardır onlar şark medeniyetlerinin kanını emdiler yer altı ve
yer üstü kaynaklarını pervasızca sömürdüler ve insanlarımıza yapmadıkları haysiyetsizlik ve onursuzluk kalmdı halada türkiye üzerine ve diğer
şark ülkeleri üzerine sinsi ve kötü emellerini sürdürmekte maşa başı toplantılarında bizi nasıl sömürüp daha çok kanımızı emeceklerinin plan ve
programlarını yapmaktalar son örneğini ırak ve afganistan halkına yapıp ettikleri ile kanıtlamış bu barbar ve vahşi yaratıklar asla içlerindeki bu
kötü emel ve aksiyonlarından asla vazgeçmicekler tarih tekerürden ibaret olduğunu her zaman bizlere göstermekte

tarih bilinci olmayan atatürkün tabiri ile dahili bedbahtlar nedense bu zalimlere ön ayak olup bu ülkede huzuru bozmaya ve adaletin istihdam edilip
istihdamın sağlanmasına engel olmaktalar bu kişiler orduda paşa konumunda da olabilir bu kişiler yargıtayda danıştayda sayıştayda bir hukuk adamıda
olabilir üniverstelerde akaddemisyende olabilir bürokraside emniyet müdürü mit istihbrat daire başkanıda olabilir veya real sektörde büyük holdinglerin
sahipleride olabilir veya siyasi arenada dinci bir partide olabilir dinsiz bir partide olabilir hiç farketmez kişinin etiketi değil yaptığı aksiyon ve
eylemlerin gidişatı onun bu vatanı sevip sevmediğini içimizdeki düşmanlar olup olmadığını gösterir bundan dolayı bize en çok zarar veren yukardaki
 kurumlara sinsice sızmış kişilerdir tabi halkın gaflet içinde bilinçsiz ve olayların iç yüzünü kavramaya yatkın olmayışıda bunu tetikleyen bir
unsur bunun etkenide medya denen ruhunu şeytana satmış gazeteciler gazeteler televizyonlar köşe yazarları ve benzerleri...

kısaca fazla siyaset yapmadan şunu belirtmek isterim kurulu düzeni eleştirmek hep antipati toplar itici gelir nasıl ifade etsem mesela ortada yıllardır
gelişen ve oturan bir durum var bu durumun zarar ve kötülüklerini eleştirdinmi halkın geneli o duruma adaptasyonunu sağladığı için eleştiriye ve
eleştirene doğru gözle bakmaz bunun bilincinde olan biri olarak ben böyle bir yol izlemektense doğru olana rehberlik yapmanın daha etkili olacağına
inanmaktayım herşey bilimin ve mantığın ışığında analiz edilip ona göre gözlemlemeler sonucunda eyleme dönüştümü başarılı olma ihtimali artar tabi
bunun yanına birde inancı vicdanı imanı ve mistik yapıyıda eklemek isterim fazla yazmak istemiyorum ifadelerimizin arkasında yatan gerçekleri size daha
etkili işlemlerle gösterceğimiz bir sürü araç ve gereç varken yazmamız fazla değer arz etmez yani iki seçenek var ortada biri 4 dakka 20 saniyede zor
bir seçenek diğeri 1 dakka 5 saniyede çok basit ve etkili bir seçenek hangisini yapmak daha mantıklı tabiki ikincisini yazı yazmak birinci seçenek
ikinci seçenekte çok farklı bir şey oda bizlerde sır kalsın

ha bu arada şunuda demeden geçmek olmaz nedense insanlarımız bir bühran ve çöküntü içindeler huzuru ve mutluluğu nedense bulamıyorlar eğlenmek oralara
buralara gitmek gününü gün etmek huzur getirmez çok zengin olmak saygın bir kişi olmak saygı görmekte huzuru getirmez insan neyi elde ederse etsin
içinde onu yiyip kemiren bir arayıştan asla kurtulamıyacak sürekli bazı şeylerin arayısı içinde olacak bazı şeylerin hayatında eksik olduğunu anlıyacak
bunun için çok kişinin içinde de olsak yanlız başına da olasak nedese bir türlü iç huzurumuzu sağlıyamadığımızdan yakınırız sürekli olayların ve
gelişmelerin kötü yanlarını görüyoruz herşeyde bizim duygu dünyamıza zarar veren bizi yıpratan şeyleri görme eğilimindeyiz bundan dolayı her gelişmeden
şüphe ediyor herşeyin bize zarar vereceği endişesini taşıyoruz hayatta nedense bir türlü maddi ekonomik dinsel yani içsel güvencelerimiz yok size bir
ip ucu vermek faydalı olur bu süreçte eğer bir doktor gelip size dese bir saat ömrün kaldı bir saat sonra öleceksin dese nasıl bir tepki verirdiniz
veya ne yapardınız ? ben bu soruyu bir kaç arkadaşa lise yılarında sordum kimi dedi milletten helallik alırdım kimi camiye gider yaptığım kötülüklerden
ve insanlara karşı haksızlıktan dolayı tövbe eder günahlarımın affedilmesini dilerdim kimi ölümü beklerdim kimi bir dal sıgara yakıp son anı beklerdim
dedi ama bunların hiçbirisi gerçeği yansıtmayan cevaplardı sivaslı bir arkadaşım oğuz ise tek doğru cevabı verdi o cevap nedir; şoka girerdim dedi evet
doğru söyledi insan bir saat sonra dünya ile bütün sevdikleri ailesi ile hayat ile bağlantılarının sona erip kara toprağın altına gireceğini bilse şoka
girerdi aradığım cevabı arkadaşım bana söylemişti şimdi burdan yola çıkarak size mutluluğu yakalayıp sürdürmeniz için bir tavsiye hayatınızın her anını
şuna göre yaşayın nasıl olsa bir gün ölüm gelip beni bulacak hiçbir şeye fazla üzülmeme gerek yok veya en sevindirici şeylere bile fazla sevinmeme gerek
yok nasıl olsa bunların hepsi bir gün son bulacak diye düşünüp böyle yaşayın bakın görün nasıl mutlu oluyormussunuz tabi bu arada riyakarlığı ve
samimiyetsizliği sevmemeye gayret eden biri olarak bende mutsuz ve umudunu kaybetmiş biri olmamak için sürekli okuyorum sürekli şeytanın kötü kuruntulara
beni sokmaması için bilim ve teknoloji ile ilgili gelişemeleri okuyor öğrenmeye çalışıyorum biran boş kalsam bir sürü kaygı verici düşünüş içine girmemek
için kendimi mutlu edecek şeylere yöneliyorum mutsuz olmaktan ve ümidimi kaybetmekten nefret ediyorum

bu arada size bir sır daha vereyim kuranın ya alimran ya bakara yada nisa süresinde hz. isa as. peygamberimizle ilgili çok güzel bir ayetler silsilesi var
çok hoş ve çok nezih isa peygamberin hayatından alıntı; ALLAH buyuruyorki: isa dediki yahudilere ben ALLAHIN size gönderdiği bir peygamberim benden sonra
gelecek olan ahmed adındaki peygaberin müjdecisi ve benden önceki kitapların tasdikcisiyim ölüleri diriltirim içinizden geçenleri bilirim evinizde
sakladıklarınızı size bildiririrm evlerinizde ne yiyip içtiğinizi size haber veririm abraşları körleri tedavi ederim ölüleri diriltirim ... diye giden
ayetler yahu size birşey diyimmi bu kadar üstünlüğe ermiş ve kuranın bir kaç yerinde ALLAHIN kendisine selam verdiği hürmetle adını yad ettiği isa
peygamber öyle fakir ve yoksul bir hayat yaşadıkı imamı gazali hazretlerinin ihyasında geçen bir olayı size aktarmak istiyorum: bir gün isa peygamber
yağmurda bir mağraya sığınmış ve bir taşı alıp minder yapmış uykuya dalacağı o sırada ALLAHA nida ediyor: ey Rabbim herkezin bir evi ailesi var benim
ise ne ailem ne bir yuvam nede bir yatacak yorgan ve yastığım yok diye içerleniyor sonrası malum uykuya dalıyor yahu ölüleri dirilten körleri tedavi
eden kuranda ALLAHIN kendisine alemlerden sana selam olsun ya isa dediği sana inanları hep üstün getireceğim dediği bu gün yeryüzünde 2 milyar küsür
inananı olan (tabi sapıkca inanç) bir insanın hayatının detaylarına indikmi çok garip duygular içinde kalıyoruz vaybe dememek elde değil bütün insanlığı
yaratan ALLAHIN en üstün altı kulu olan adem musa nuh ibrahim muhammed (sav.) ve isa gibi insanların hayatına baktıkmı yahu üstün olmanın ve zengin şerefli
olmanın ölçüsü nedir paramı malmı evlat çokluğumu çok saygı görmekmi holdingler sahibi olmakmı yoksa yazlıgı olmak yatları katları villaları boğazda
yalıları olmakmı 16 milyon oy alıp ülkeyi yönetmekmi popstar olup konserler vermekmi süper bir golcü olup son dakkada bir gol atıp takımı öne geçirip
finale yükselmekmi ama bunların hiçbiri o altı en üstün insan ve ALLAHIN en çok değer verip tüm insanlıktan ve yarattıklarından hepsinden üstün tutuğu
insanların hayatında yoktu ALLAH için bütün insanlar varlıklar (bunlara meleklerde dahil) bütün yaratılmışlar köprüler evler bilgisayarlar güzel yüzülü
bayanlar fiziği düzgün insanlar en etkili konuşan hatipler siyasetciler en zeki bilim adamları bütün hepsi bu altı insanın birinin ayagındaki toz kadar
değerli değil yani çok paradoks bir dünya çok paradoks bir toplum haline gelmiş günümüz insanları bunların tesbit eden ben ya kuranı anlamayı beçeremiyorum
okuduğumu algılamakta zorlanıyorum yada kuranda anlatılan şeyler bir efsana (asla evsane değil gerçeğin ta kendisi) yada şizofreni hastalığına yakalanmış
bir insanın gördüğü karışık rüyaları görüp gerçekmiş sanıyorum tabi şunuda belirtiyim ben bu davadan asla dönecek değilim kim bana kurandan daha üstün daha
etkili bir kitap getirirse ben bu davadan vazgeçerim tabi buda asla olmayacak bir ayetini yaratmaya bile bütün dünya insanları aciz kalır

bir nokta dikkatimi çekti aklıma gelmişken paylaşmak istiyorum: yahu müslüman bir siyasetci bilim adamı doktor avukat bürokrat iş sahibi patron günümüzde
çıkıpta ben ALLAHA inanıyorum benim dinim benim hayatımın özüdür ve yaşamımı ona göre şekillendiririm kimse benim dinime dil uzatamaz islama karşı olanlara
 ALLAH lanet etsin siz münafıklar ALLAH düşmanları ebediyyen ateşte azap göreceksiniz demeye cesaret edemiyor bırakın bunu islama münafıklar olanca gücüyle
hakaret ediyor bir cevap vermeye kalktımı bir siyasetci mütedeyyin insan ona dünyayı zehir ediyorlar onu var güçleriyle sindiriyorlar yahu bir insanın ben
ALLAHA inanıyorum ben müslamanlardanım demesi bile günümüzde onun kaleminin kırılmasına sebep oluyorsa ben bu dünyanın içine tüküriyim

yok kardeşim bu böyle gitmez şeytanın düzeni yıkılması lazım ya yıkılacak ya  yıkılacak zaten şeytanın düzenide ALLAHIN ifadesi ile kolay yok edilecek bir
şey şeytanın taraftarları bir tuzak kuruyor ALLAHTA onların tuzaklarını sonuçsuz bırakacak bir tuzak kuruyor üstün gelecek olan tabiki ALLAH ne başörtüsüne
yapılan baskı ne imam hatipli gençlere reva görülen üvey evlat muamelesi nede ordudaki bürokrasideki bazı şeytan taraftarlarının aldıkları karar ve eylemler
hiçbirisi ebedi kalacak değil bu dava çok zalimler nemrutlar fravunlar hamanlar karunlar gördü Evel ALLAH hepsinin üstesinden çıkan bir lideride ALLAH
gönderdi dünyada son insan kalıncaya kadarda ALLAH bu dini mehdileriyle mücahidleriyle yükseltecek tabi müslümanlar sizede bir sürü iş düşüyor bireysel
bağlamda herkez anladığı anlamda elinden geleni yapsın ben bilgisayardan teknolojiden enfermasyondan siyasetten medyadan kitle iletşim aralarından basın ve
yayından anlıyorum ekonomik konumum elverdiği sürece en etkilisini ve en güçlü mekanizmaları üretip taliblerine teslim edicem sizlerde anladığınız alanda
çalışın ne diyor ALLAH kuranda: oturup bekleyen müslümanlarla ALLAH yolunda canlarıyla mallarıyla cihad edenler asla bir olmaz tabiki cihad edenler daha
üstündür cihaddan kasıt sadece savaşmak değil fikri mücadele vermek medyada onlardan daha etkili söz sahibi olmak global manada eğtim ve öğretim alanında
büyük atılımlara imza atmak bir fakiri yetimi dulu doyurmak yoksula yemek yedirmek islami dernek ve kuruluşlara yardım etmek bunların hepsi birer cihadır
nefisle olan cihat ve münafıklarla olan cihat sakın boyun eğmeyin sakın pes etmeyin sakın kabullenmeyin sakın yılmayın diklenin dik kafalı olun sert
acımasız olun pes etmeyin yılmayın gevşemeyin üzülmeyin onların topraktan başka bir beklentisi yok ama bizlerin öteler ötesinde ebediyyet beklentisi var
fethullah gülen hocanın tabiri ile: ruhum öteler ötesini ölümsüzlüğü arzuluyor ona kavuşmak istiyor evet bizler üstünüz onlar birer pisliktir
(kuranın tabiri ile birer bokturlar ben demiyorum ALLAH diyor Arapça bilen hocalara ilahiyatcılara gidin sorun size açıklasınlar)
şunuda belirteyim asimile olmuş popüler kültüre göre yaşayan diliyle ben müslümanlardanım diyen ama yaptıklarının yaşamının müslümanlığın mesine bile
uymayan kişilerede çevremizdeki insanlarada asla pirim vermeyin onlardan bir beklenti içine girmeyin çok kapsamlı bir laf beklenti evet bizim gibi
düşünmeyenin bize ne katkısı olabilirki? arafte bekleyenler misali kişilermi daha iyi desteklerler yoksa ensarla muhacirlermi (medineli müslümanlarla
mekkeye hicret eden müslümanlar)?

bir insan günahkar hatalı olabilir yanlış yapabilir bu normaldir insan hata yapmaya günaha girmeye meyilli bir varlık olarak yaratıldı hata günah suç
bizlere mahsus kuranda ALLAH ne diyor biz insanları suçlarından dolayı anında cezalandırsaydık yeryüzünde bir tek canlı insan kalmazdı bunu neden dedim
şundan dedim birysel olarak hatalarımız olabilir tövbe ederek bunlardan vazgeçip halimize çeki düzen verebiliriz ama bir insan düşününki ben müslümanım
 diyip başörtüsüne karşı geliyorsa ben müslümanım diyip kuran kurslarını kapatıyorsa ben müslümanım diyip imam hatip okumuş gençleri ünüverste okuma
hakkından mahrum ediyorsa ben onun süzme katıksız münanfık olduğuna hükmederim onun inancı sıfırın altında ben böyleleri ile savaşılması mücadele edilmesi
taraftarıyım yoksa kişisel hatalarda günahlarda bulunan halkımıza asla cephe almamalıyız onları kucaklayıp onlara tatlı sözle muamele edip onlara en etkili
sözlerle öğütte bulunmalıyız sevip saymalı onları ALLAHIN değer verip yarattığı birer varlık olarak görüp koruyup gözetmeliyiz bireysel suçlarından ve
günahlarından dolayı kimse dışlanamaz tabi kul hakkı yemek bunun dışında yani hırsızlık eden milletin hakkını yiyen milletin arasında laf götürüp getiren
adam öldüren haksız yere birinin ekmeiğine engel olan kişiler bunun dışında topluma yapılan her türlü haksızlık insanlığa yapılmış suçtur ve en ağır
şekilde cezalandırlmalıdır kimse kimsenin haksızlığını çekmek zorunda değil böyle tipleride münafık kategorisine koymakta fayda var bireysel günahlardan
kasıt namaz kılamak içki içmek kumar oynamak zina yapmak gibi şeyler böylelerinin dışlanmasını ben doğru bulmuyorum tabi yapılan şey islama göre yasak ama
toplum düzeyini baz alarak hareket etmek en etkili toplumsal değişimi getirecektir

not: işte bitti bir insan neden sevilmez biliyormusunuz? neden çok düşmanı vardır bir insanın? tabiki böyle düşünüp böyle görüp böyle hissettiği için
allah razı olsun beni imam hatipe yazdıran ve buna vesile olanlara imam hatip okumasak nasıl bir insan olurduk acaba...? saygılar sunarız...

11/4/2007

İSLAM İLMİHALİ

İLM-İ HÂL
Kısım 1


İlm-i Hâl Dersleri 1

Îmânın Şartları
1. Allâh'a îmân
2. Meleklere îmân
3. Kitâblara îmân
4. Peygamberlere îmân
5. Kazâ ve kadere îmân
6. Âhiret gününe îmân

İslâm'ın Şartları
1. Kelime-i şehâdet getirmek
2. Namâz kılmak
3. Zekât vermek
4. Oruç tutmak
5. Hac etmek


İlm-i Hâl Dersleri 2

Sıfât-ı İlâhiye
1,Zâtiye
2,Sübûtiye
3,Fiiliye

Sıfât-ı Zâtiye
1. Vücûd (Var olmak): Allâh Teâlâ'nın varlığı demektir. Varlığı yarattığı şeylerin varlığına benzemez. Ya'nî vücûd-u İlâhî zâtının muktezâsıdır. Bir müessirin eseri değildir.
2. Kıdem (Evveli olmamak): Varlığının evveli (başlangıcı) yoktur. Onun varlığı yanında milyonlarca sene, bir sâniyelik bir müddet bile sayılmaz.
3. Bekâ (Âhiri olmamak): Cenâb-ı Hakk'a yokluk ârız olmaz. Varlığının aslâ sonu yoktur. Onun yok olacağı bir zamân düşünülemez.
4. Vahdâniyet (Bir olmak): Zâtında, sıfâtında ve ef'âlinde birdir. Kendisinden başka ibâdet olunmaya lâyık hiçbir şey yoktur.
5. Muhâlefetün lil-havâdis (Hiçbir şeye benzememek): Allâh zâtında, sıfâtında, ef'âlinde hiçbir şeye benzemediği gibi hiçbir şey de ona benzetilmez.
6. Kıyâm binefsihi (Mekâna muhtâç olmamak): Cenâb-ı Hak bizim gibi duracak yere muhtâç değildir. Ne gökte, ne yerde, ne sağda, ne solda, ne önde, ne arkadadır.

İlm-i Hâl Dersleri - 3

Sıfât-ı Sübûtiye
1. Hayât (Diri olmak): Diriliği kimseden değildir. Onun için ölüm yoktur.
2. İlim (Bilmesi olmak): Allâh Teâlâ, her şeyi bilir. Onun bilmesinden bir zerre bile kurtulamaz. Ve hiçbir ferd, kendi hareketini, kendi düşüncesini Allâh Teâlâ'dan saklayamaz.
3. İrâde (Dilemesi olmak): Dileyebilmek, ihtiyâr edebilmek sıfatıdır. Onun irâdesi ezelîdir. Allâh yaratacağı şeyleri bu irâde sıfatı ile hikmetine göre meydana getirmeyi diler ve dilediği şey mutlakâ olur. O dilemedikçe hiçbir şey vücûda gelmez.
4. Kudret (Gücü yetmesi olmak): Ezelî ve ebedî tam bir kudret Allâh Teâlâ'ya mahsûstur. Onun kudretine nihâyet yoktur.
5. Semi (İşitmesi olmak): Hak Teâlâ Hazretleri, her şeyi işitir. En gizli sesler, hareketler onun işitmesinden kurtulamaz.
6. Basar (Görmesi olmak): Cenâb-ı Hak, her şeyi görür. Bazı şeyleri görmesi, diğer şeyleri görmesine aslâ mâni olamaz ve onun görmesinden hiçbir zerre gizli kalamaz.
7. Kelâm (Söylemesi olmak): Cenâb-ı Hak söyleyicidir. Cibrîl-i Emîn vâsıtasıyla Peygamberân-ı İzâm'a gönderdiği kitâbların hepsi kendi kelâmıdır. Lakin söylemesi bizim gibi ağız, dil ve harf ile değildir.
8. Tekvîn (Yaratması olmak): Ondan başka yaratıcı yoktur. Bütün mahlûkâtın işlerini, güçlerini, fâide ve zararlarını, ibâdetlerini, günâhlarını, hayırlarını, şerlerini yaratan hep odur.


İlm-i Hâl Dersleri -4

Sıfât-ı Fiiliye (Bu sıfât-ı fiiliye tekvîn sıfatının envâ ve fürûudurlar.)
1,Halk: Yaratmak
2,İnşâ: Yoktan var eylemek
3,İbdâ Asıl ve nazîri olmaksızın îcâd etmek
4,İhyâ: Diriltmek
5,İmâte: Öldürmek
6,Terzîk: Rızık vermek


İlm-i Hâl Dersleri - 5

Dört Büyük Melek
1,Cebrâîl: Şerîat ve inzâl-i kütübe me'mûrdur.
2,Mîkâîl: Rahmet ve mahsûlâta me’mûrdur.
3,İsrâfîl: Nefh-i sûra 'mûrdur.
4,Azrâîl: Kabz-ı ervâha me'mûrdur.

Peygamberlere Gönderilen Suhuflar
1,Hz. Adem Aleyhisselâm 10 Suhuf
2,Hz. Şît Aleyhisselâm 50 Suhuf
3,Hz. İdrîs Aleyhisselâm 30 Suhuf
4,Hz. İbrâhîm Aleyhisselâm 10 Suhuf

Peygamberlere Gönderilen Kitâblar
1,Hz. Mûsâ Aleyhisselâm - Tevrât-ı Şerîf
2,Hz. Dâvud Aleyhisselâm - Zebûr-u Şerîf
3,Hz. Îsâ Aleyhisselâm -İncîl-i Şerîf
4,Hz. Muhammed Aleyhisselâm - Kur'ân-ı Kerîm

İlm-i Hâl Dersleri - 6

Kur'ân-ı Kerîm'de İsmi Geçen Peygamberler
Hz. Âdem, Hz. İdrîs, Hz. Nûh, Hz. Hûd, Hz. Sâlih, Hz. İbrâhîm, Hz. İsmâîl, Hz. İshak, Hz. Lût, Hz. Ya'kûb, Hz. Yûsuf, Hz. Eyyûb, Hz. Zülkifl, Hz. Şuayb, Hz. Mûsâ, Hz. Hârûn, Hz. İlyâs, Hz. Elyesa Hz. Yûnus, Hz. Dâvud, Hz. Süleymân, Hz. Zekeriyâ, Hz. Yahyâ, Hz. Îsâ, Hz. Muhammed Aleyhimüsselâm. (Hz. Üzeyir, Hz. Lokmân, Hz. Zülkarneyn'in isimleri de Kur'ân-ı Kerîm-de geçmektedir. Fakat bu mübârek zâtların Peygamber olup olmadıkları mevzûunda ihtilâf vardır.)

Kur'ân-ı Kerîm-de İsmi Geçmeyen Fakat Peygamber Oldukları Rivâyet Edilenler
Hz. Şît, Hz. Hızır, Hz. Yûşa Hz. Kâlib bin Yüfenna, Hz. Hızkıl, Hz. Şemûyel, Hz. Şa-ya, Hz. İrmiya, Hz. Danyal

Peygamberlerin Sıfatları
Sıdk: Sözlerinde sâdık ve gerçek olmak.
Emânet: Her şeyde emîn olmak.
Teblîğ: Hak Teâlâ'dan kendilerine vahy olunan cümle ahkâmı ümmetlerine ulaştırmak.
Fetânet: Akl-ı kâmil ve zekâvet-i fevkalâde sâhibi olmak.
İsmet: Gizli ve âşikâr her türlü günâhtan beri olmak.

Kaynaklar
Dürr-ü Sencide Hasan Hilmi bin Osmân Nûrî
Büyük İslâm İlmihâli Ömer Nasuhi Bilmen
Peygamberler Târihi Mustata Asım Köksal

İLM-İ HÂL
Kısım 2


İlm-i Hâl Dersleri - 7

- Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in diğer peygamberlerden fazla olarak üç sıfatı daha vardır.
1,Cümle peygamberlerden efdaldir.
2,Cümle ins ve cine gönderilmiştir.
3,Hâtem ül-Enbiyâdır.

- Peygamberler iki kısımdır:
1. Nebî: Kendisine melek tarafından vahiy veya kalbine ilhâm olunan, ya da sâlih rü'yâ ile uyarılan zât demektir.
2. Rasûl: Nübüvvet vahyinin fevkinde özel bir vahiy ile üstün kılınmış olan ve kendisine Cebrâil Aleyhisselâm'ın Allâh tarafından özel olarak indirdiği kitâb ile vahyetmiş olduğu, Allâh'ın hükümlerini halka teblîğ etmek üzere gönderdiği kâmil insân demektir.

- Her rasûl nebîdir. Fakat her nebî rasûl değildir.
- 124000 peygamber gönderilmiştir. Bunların 315'i rasûldür.

Ulu-l Azm Peygamberler:
1,Hz. Muhammed (s.a.v.)
2,Hz. İbrâhim (a.s.)
3,Hz. Mûsâ (a.s.)
4,Hz. İsâ (a.s.)
5,Hz. Nûh (a.s.)

1,Mu'cize: Münkirlerin esnây-ı tahdîsinde nübüvvet iddiâ eden zât-ı âli elinden da'vâsına muvâfık olarak ve mislini getirmekten münkirleri âciz bırakarak zuhûr eden hârikulâde emirlerdir.
2,Kerâmet: Evliyâullâhdan sudûr eden hârikulâde şeylerdir.


İlm-i Hâl Dersleri - 8

1,Müctehid: Kur'ân-ı Azîm'üş-şân'dan ve Hadîs-i Nebevî'den hüküm çıkaran kimsedir.
2,Mezheb: Gidilen yol. Tutulan çığır. Dînin esâslarında ve esâs temel mes'elelerde bir olmakla beraber, teferruâtta bazı muhtelif meseleler olması sebebiyle birbirinden az farklı müctehidlerin yolları. Müctehidîn-i Kirâm hazerâtının edille-i şer'iyyeden istinbât-ı mesâil ve ahkâm için ihtiyâr buyurdukları re-y-i âlîleridir.

İ'tikâdda mezheb ikidir:
1,Mâtüridî: İmâmı, Şeyh Ebû Mansûr Mâtüridî Hazretleridir. Hanefî mezhebindekiler i'tikâdda bu mezhebe intisâb etmişlerdir.
2,Eş'ârî: İmâmı, Şeyh Ebu'l Hasan Ali bin İsmâil Eş'ârî Hazretleridir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebindekiler i'tikâdda bu mezhebe intisâb etmişlerdir.

Amelde mezheb dörttür:
1,Hanefî: İmâm-ı A'zâm Ebû Hanîfe Nu'mân bin Sâbit
2,Şâfiî: İmâm Muhammed bin İdrîs Şâfiî
3,Mâlikî: İmâm Mâlik bin Enes
4,Hanbelî: İmâm Ahmed bin Hanbel

İlm-i Hâl Dersleri - 9

Bir Kısım Dînî Tabîrler

İbâdet: Kullukta bulunmak demektir. Yapılması sevâb olan ve güzel niyetle de tamâmlanan herhangi bir ameldir. Namâz kılmak, oruç tutmak gibi
Tâat: Emri tutmak, emre imtisâl etmek demektir ki; buna itâat de denir. Yapılmasından dolayı sevâb bulunan her hangi bir ameldir ki; gerek niyet olsun, gerek niyet olmasın. Kurân-ı Kerîm okumak gibi
Niyet: Kasıd manâsındadır ki; kalbin bir şeye azmi, yönelmesi demektir. Yapılan bir vazîfe ile Cenâb-ı Hakka tâatda bulunmayı kasd etmekten ibârettir.
Bülûğ: Muayyen çağa yetişmek, muayyen vasıfları hâiz olmak demektir. Şöyle ki: İhtilâm olan, yanî uykuda gördüğü bir rüyâdan dolayı kendisine yıkanmak lâzım gelen bir erkek bâliğdir. Bâliğ olma yaşının başlangıcı 12 dir. Bu yaşların sonu 15 dir. 15 yaşını bitirmiş olduğu hâlde ihtilâm gibi bir bülûğ eseri belirmeyen kimse hükmen bâliğ sayılır.
Hüküm: Karar, îcâb, iktizâ gibi manâlarda kullanılır. Mükelleflerin fiillerine taalluk eden dînî hükümlerden her birine hükm-ü şerî denir.


İlm-i Hâl Dersleri - 10

Farz: Yapılması dînen kat'î sûrette lâzım gelen her hangi bir vazîfedir ki; farz-ı ayn ve farz-ı kifâye diye iki kısma ayrılır.
a. Farz-ı ayn: Mükelleflerden her birinin yapması lâzım gelen farzdır. (Beş vakit namâz gibi)
b. Farz-ı kifâye: Mükelleflerden bazılarının yapmalarıyla diğerlerinden sâkıt olan, yanî; onlar için yapmak mecbûriyeti kalmayan farzdır. (Cenâze namâzı gibi)
Vâcib: Yapılması şeran kat'î derecede bir delîl ile sâbit olmamakla beraber, herhâlde pek kuvvetli bir delîl ile sâbit bulunan şeylerdir. (Vitir namâzı, bayram namâzı gibi)
Sünnet: Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin farz olmayarak yapmış oldukları şeylerdir. İki kısma ayrılır:
a,Sünnet-i Müekkede: Peygamber Efendimizin devâm edip pek az terk buyurmuş oldukları sünnetlerdir. (Sabah, öğle ve akşam namâzlarının sünnetleri gibi)
b,Sünnet-i Gayr-ı Müekkede: Peygamber Efendimizin ibâdet maksadıyla ara sıra yapmış oldukları şeylerdir. (Yatsı namâzının ilk sünneti, ikindi namâzının sünneti gibi)

İlm-i Hâl Dersleri - 11

Peygamber Efendimizin yiyip içmeleri, giyinip kuşanmaları, oturup kalkmaları gibi sîret-i nebeviyelerine âid şeylere de sünen-i zevâid adı verilmiştir ki; bunlar da birer sünnet-i gayr-ı müekkededir.

Müstehab: Lügatte sevilmiş şey demektir. Peygamber Efendimizin bazen yapıp, bazen terk buyurmuş oldukları şeylerdir. (Kuşluk namâzı gibi) Müstehablara, mendûb, fazîlet, nâfile, tatavvu ve edeb de denir.
Helâl: Şeran câiz görülen herhangi bir şeydir ki; yapılmasından, isti'mâl edilmesinden dolayı itâb lâzım gelmez.
1- Mübâh: Yapılması da, yapılmaması da şer'an câiz bulunan şeydir ki; yapılmasında sevâb, terk edilmesinde de günâh yoktur. (Herhangi helâl bir taâmı veya meyveyi yiyip yememek gibi)
Mekrûh: Lügatte sevilmeyip, nâhoş görülen şey demektir. Delîl-i zannî ile işlenmesi memnûn olan şeylerdir. İki kısımdır:
a,Tahrîmî: Harâma yakındır. (Mekrûh olan vakitlerde namâz kılmak, vâcibleri terk etmek gibi)
b,Tenzîhî: Helâle yakındır. (Sünnetleri terk etmek gibi)

İLM-İ HÂL
Kısım 3


İlm-i Hâl Dersleri - 12

Kerâhet: Bir şeyi fenâ görmek, bir şeye râzı olmamak manâsındadır. Şeran; terk edilmesi her hâlde iyi olan bir şeyin terk edilmeyip, yapılması demektir.
Haram: Yapılması, kullanılması, yiyilip içilmesi şeri şerîfde katî bir delîl ile men edilmiş olan her hangi bir şeydir.
Sahîh: Rükünlerini, şartlarını câmi olan her hangi bir ibâdet veya muâmeledir. Meselâ; farzlarına, vâciblerine riâyet edilerek kılınan bir namâz sahîhtir.
Câiz: Yapılması şeran memnû bulunmayan şey demektir. Sahîh ve mübâh terimlerinin yerinde de kullanılabilmektedir.
Fâsid: Kendi başına sahîh ve meşrû iken, gayr-i meşrû bir şeye yakınlığı sebebiyle meşrû olmaktan çıkan şeydir. İbâdet konusunda fâsid ile bâtıl aynı hükümdedir. Meşrû olan bir işi bozan, hükümsüz kılan şeye de müfsid denir. Kasden yapılması azâba sebeb ise de, yanılarak yapılması azâbı gerektirmez. (Namâz içinde gülmekgibi) Gülmek, aslında sahîh olan namâzı bozar.
Bâtıl: Rükünlerini veya şartlarını büsbütün veya kısmen kendisinde toplamayan herhangi bir ibâdet ve muâmeledir. Bir özür bulunmaksızın abdestsiz kılınan namâz gibi.


İlm-i Hâl Dersleri - 13

Namâzın Farzları

Dışındaki Farzlar (Şartlar)
1,Hadesten tahâret
2,Necâsetten tahâret
3,Setr-i avret
4,İstikbâl-i kıble
5,Vakit
6,Niyet

İçindeki Farzlar (Rükünler)
7. Tahrîme (İftitâh tekbiri)
8. Kıyâm
9. Kırâat
10. Rükû
11. Sücûd
12. Kade-i âhirede teşehhüd mikdârı oturmak

İlm-i Hâl Dersleri - 14

1,Hadesten tahâret: Cünüb veya abdestsizlikten temizlenmektir. Bu da su bulunup da, o su ile gusül lâzım ise yıkanmak, abdesti yok ise abdest almak, eğer su bulunmazsa veya isti mâline kudreti olmazsa her ikisi için teyemmüm etmektir.
2,Necâsetten tahâret: Bedeni ve libâsı ve namâz kılınacak yeri necâsetten pâk etmektir. Necâset sayılan bir şeyin; câmid ise bir miskalden fazla (4 gıram), mâyî ise el ayası sahasından geniş mikdârı, giderilmesi kâbil olunca namâzın sıhhatine mâni olur.
3,İstincâ: Kan, meni, sidik, gâit (insân pisliği) gibi şeylerin çıktıkları mahalleri temizlemeye istincâ denir. Bu temizleme, avret mahallerini nâmahrem kimselerin yanında açmaksızın su ile yapılır. Ayrıca edeben tahâret bezi ile de güzelce kurulanmalıdır.
İstibrâ: Erkeklerin bevl ettikten sonra sidik eserinin tamamıyla kesilmesini beklemeleri lâzımdır ki; buna istibrâ denir. Bu, nâsın âdetlerine, tabîatlarına göre biraz yürümek veya öksürmek veya ayakları biraz kımıldatmak gibi bir tarzda yapılır.

İlm-i Hâl Dersleri - 15

4,Setr-i avret: Avret denilen azâyı ister namâzda, ister insân yanında olsun, isterse yalnız bulunsun örtmek farzdır. Hattâ karanlık gecede de lâzımdır. Erkeklerin avret mahalli sayılan uzuvları, göbekleri altından dizleri altına kadar olan mahaldir. Diz kapakları da bu mahalle dâhildir. Kadınların ise, yüzleriyle ellerinden başka bütün bedenleri avrettir. Yüzleriyle elleri ise ne namâzda, ne de bir fitne korkusu bulunmadıkça namâz dışında avret değildir.
5,İstikbâl-i kıble: Namâzlarda Kabe-i Muazzamaya yönelmek bir şarttır. Kabe-i Muazzama, Mekke-i Mükerremedeki malûm binâdan ibâret değildir. Bu binânın yerinden ibârettir. Bu mübârek yerin göklere kadar üst tarafı ve en derinliklerine kadar alt tarafı bütün kıble cihetidir. Kabe-i Muazzamadan uzak bulunan kimselerin tam Kabeye müteveccihen namâz kılmaları farz değildir. Belki Kabe cihetine yönelmeleri farzdır, bu kifâyet eder. Bir kimse namâzda bir özür bulunmaksızın göğsünü kıbleden çevirse namâzı bilittifâk bozulur. Yüzünü çevirecek olsa derhal kıbleye dönmesi îcâb eder. Bununla namâzı bozulmaz, fakat şiddetli bir kerâhette bulunmuş olur.


İlm-i Hâl Dersleri - 16

6,Vakit: Farz namâzlar ile bunların sünnetleri ve vitr namâzıyla, terâvih ve bayram namâzları için vakit şarttır.
6,Niyet: Namâzda niyet bir şarttır. Niyet esâsen bir azimden, katî bir irâdeden ibârettir. Kalbin bir şeye karar vermesi, bir işin ne için yapıldığını düşünmeksizin bilmesi demektir.
7,İftitâh tekbiri: Namâza Allâhü Ekber diye başlanır. Bu bir iftitâh tekbiridir. Buna tahrîme denir. İftitâh tekbiri, Allâhü Teâlâya mahzâ tazîm için zikredilecek bir tabîr ile yapılır. Bununla namâza girilmiş, dışarıdan ilgi kesilmiş olur. İmâma uymak üzere ayakta alınan iftitâh tekbirinin tamâmen kıyâm hâlinde alınması şarttır.


İlm-i Hâl Dersleri - 17

8,Kıyâm: Namâz kılan kimse kudreti olduğu hâlde (ellerini uzatsa dizlerine erişmeyecek mertebe) ayak üzere durmaktır.
9,Kırâat: Namâz kılanın kendi nefsi işidecek derecede lisânıyla harflerini tashîh ederek Kurân-ı Kerîm âyetlerinden bir mikdâr okunması, namâzın bir rüknü olarak farzdır. Kendi nefsi bile işidemeyecek derecedeki bir kırâat ise kırâat sayılmaz. Namâzda kırâatin farz olan mikdârına gelince; kısa üç âyet veya böyle üç âyet mikdârı uzun bir âyettir.
10,Rükû: Kırâattan sonra eğilerek rükûa varılır. Baş ile arka, düz bir istikâmette bulunur. Eller dizlere kadar varır.

İLM-İ HÂL
Kısım 4


İlm-i Hâl Dersleri - 18

1,Sücûd: Elleri, ayakları, dizleri ve alnı yere koymak farzdır. Burnu yere koymak vâcibdir. Her bir rekatta iki secde vardır. İki ayağın veya herhangi bir ayağın parmakları yere konulmadıkça secde câiz olmaz. Bir ayağın yalnız bir parmağını veya ayağın yalnız üstünü yere koymak kifâyet etmez.
2,Kade-i âhire: Namâzların sonunda teşehhüd mikdârı oturmak ,yani Ettehiyyâtü duâsını okuyacak kadar oturmak, farzdır.

3,Tadîl-i erkâna riâyet: Namâzlarda tadîl-i erkâna riâyet İmâm Ebû Yûsuf'a göre bir rükün olduğundan farzdır. İmâm-ı Azam ve İmâm Muhammed'e göre vâcibdir. Taadîl-i erkândan maksad, namâzın kıyâm, rükû, sücûd gibi her rüknünü bir sükûnet ile yerine getirmek, bu rükünleri yaparken her uzuv, mutmain olup ızdırâbdan hâlî bulunmaktır.


İlm-i Hâl Dersleri - 19

Namâzların Vâcibleri

1. Namâza başlarken Allâh ismi şerîfi ile iktifâ edilmeyip tekbiri ifâde eden bir tabîrin bulunması, meselâ Allâhü Ekber denilmesi vâcibdir.
2. Fâtiha-i şerîfeyi, okunacak sâir sûrelerden veyâ âyetlerden evvel okumak vâcibdir.
3. Tek başına namâz kılan kimse; sabâh, akşam ve yatsı namâzlarında kırâatı dilerse cehren ve dilerse hafiyyen yapar. Geceleyin kılacağı nâfile namâzlarda da böyledir. Fakat öğle, ikindi ve gündüzün kılacağı nâfile namâzlarda hafiyyen okuması vâcibdir.
4. Cemaatle kılınan namâzların cehren kırâatta bulunulması vâcib olan rekatları:
Sabâh namâzının farzının tamâmı
Akşam namâzının farzının ilk iki rekatı
Yatsı namâzının farzının ilk iki rekatı
Cuma namâzının farzının tamâmı
Bayram, terâvîh ve vitir namâzlarının tamâmı
5. Cemaatle kılınan namâzların hafiyyen kırâatta bulunulması vâcib olan rekatları:
1,Öğle namâzının farzının tamâmı
2,İkindi namâzının farzının tamâmı
3,Akşam namâzının farzının üçüncü rekatı
4,Yatsı namâzının farzının son iki rekatı

lm-i Hâl Dersleri - 21

Namâzların Sünnetleri

1. Beş vakit namâz ile cuma namâzı için ezân ve ikâmet sünnettir. Kadınlar için ezân ve ikâmet sünnet değildir.
2. İftitâh tekbirini alırken ellerin yukarıya kaldırılması sünnettir. Şöyle ki: Erkekler ellerini, başparmakları kulaklarının yumuşaklarına değecek kadar kaldırıp o vaziyette Allâhü Ekber derler. Ellerin içleri kıbleye müteveccih bulunmalıdır. Birbirine müteveccih de bulunabilir.
3. Tekbir için eller kalkarken parmakların aralarının biraz açıkça bulunması sünnettir.
4. İmâm olan zâtın tekbirleri ve rükûdan kıyâma kalkarken Semiallâhü limen hamideh cümlesini ve namâzın sonunda iki tarafa vereceği selâmı, hâcet mikdârı cehren(sesli, açıktan) yapması sünnettir. Cemaatin rükûdan kalkarken gizlice Allâhümme rabbenâ ve lekelhamd demesi, tekbirler ve selâmı gizlice yapması da sünnettir.
5. Namâzların evvelinde gizlice Sübhâneke duâsının okunması sünnettir.
6. Fâtihâdan evvel gizlice Eûzü okunması ve fâtihâdan sonra gizlice Âmîn denilmesi sünnettir.


İlm-i Hâl Dersleri - 22
(Namâzların sünnetleri devâm)
7. Namâzda erkeklerin sağ ellerini göbeklerinin altında olarak sol elleri üzerine koymaları ve baş parmaklarıyla serçe parmaklarını halka şeklinde bulundurarak bununla sol bileklerini tutup diğer üç parmaklarını kolları üzerine uzatmaları sünnettir.
8. Namâz arasındaki tekbirler ile tesmiller sünnettir. Rükû’dan kıyâma kalkılırken Semiallâhü limen hamideh denilmesi, rükûda en az üç kere Sübhâne rabbiyel azîm denilmesi ve secdelerde en az üçer kere Sübhâne rabbiyel alâ denilmesi sünnettir.
9. Rükû; hâlinde erkeklerin elleriyle parmakları arası açık olarak dizlerini tutmaları sünnettir.
10. Kıyâmda bir özür bulunmadığı takdîrde iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak sünnettir.
11. Secdeye varılırken evvelâ dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak; secdeden kalkarken de önce yüzü, sonra da dizlerin üzerine elleri koyarak yerden kaldırmak sünnettir.
12. Kadelerde ve secdeler arasındaki celselerde ellerin kıbleye karşı bir hâlde oyluklar üzerine konulup dizlerin tutulması sünnettir.


İlm-i Hâl Dersleri - 23

13. Kadelerdeki teşehhüdlerde Lâ ilâhe denirken sağ elin şehâdet parmağı kaldırılıp, illallâh denirken indirilmesi sünnettir. Bu hâlde baş parmak ile orta parmak halka edilip diğer iki parmak bükülmelidir. Bir çok kimseler bu sünneti yerinde yapamazlar. Bu cihetle bunun terk edilmesini muvâfık görenler de vardır.
14. Farzların, vitir namâzının ve müekked sünnetlerin son kadelerinde, gayr-i müekked sünnetler ile sâir nâfile namâzların da her kadesinde Ettehiyyâtüden sonra salât ü selâm getirmek (Allâhümme salli ve Allâhümme bârik) sünnettir.
15. Bütün namâzların son ka’delerinde salât ü selâmdan sonra iki tarafa selâm vermeden evvel duâ edilmesi (Rabbenâ Âtinâ, rabbenağfirlî, Allâhümme lâ tühricnâ) sünnettir.

İLM-İ HÂL
Kısım 5


İlm-i Hâl Dersleri - 24
(Namâzların Sünnetleri devâm)
16. Namâzların sonunda selâm verirken yüzün evvelâ sağ, sonra sol tarafa döndürülmesi sünnettir.
17. Sütre ittihâzı sünnettir. Şöyle ki; sahrâda ve emsâlinde namâz kılan kimse, önünden başkasının geçmesi ihtimâlinde sağ ve sol kaşı hizasına en az bir arşın (68 cm) boyunda kalın veya ince bir ağaç diker, dikilmesi mümkün olmazsa ağacı boyuna uzatır veya önüne böyle tûlânî (boyuna) bir çizgi çizer. Enine yarım dâire şeklinde bir çizgi çizmesi de câizdir. Direk, sandalye gibi şeyler de sütre vazîfesini görür. Cemaatle kılınan namâzlarda yalnız imâmın önünde sütre bulunması kâfîdir.
- Namâz kılan kimsenin önünden geçilmesi edebe münâfîdir, günâhı müstelzimdir, bundan sakınılmalıdır. Namâz kılan, önünden geçecek kimseyi men&# için; Sübhânallâh diyebilir, eliyle, gözüyle veya başıyla hafifçe işâret edebilir.


İlm-i Hâl Dersleri 25

Namâzların Âdâbı
1. Namâzda zâhiren ve bâtınen bir sükûnet, bir huzûr bir haşyet içinde bulunmak.
2. Üst elbiseyi açık bulundurmayıp düğümlemek.
3. Namâz kılarken kıyâmda, secde yerine; rükû&da, ayakların üzerine; secdede burnun iki kanadına; kadede, kucağa; selâmda da sağ ve sol omuz başlarına bakmak.
4. Rükû ve secdedeki tesbihleri tek başına namâz kılan için üçten ziyâde yapmak.
5. İkâmet alınırken Hayye alel-felâh denildiğinde imâm ile beraber namâza durmak için ayağa kalkmak.
6. İkâmet alınırken câmie giren kimse, oturur, cemaatle beraber ayağa kalkar. Yoksa ikâmetin bitmesini ayakta beklemez.
7. Namâzda esnemek hâlinde ağzı tutmak ve dudakları, dişlerle olsun kapamak kâbil olmazsa sağ el ile kapamak.
8. Öksürüğü ve geğirmeyi mümkün mertebe gidermek.


İlm-i Hâl Dersleri -26

Namâzların Mekrûhları
1. Namâz kılarken bir özür bulunmaksızın, yere, direğe, duvara veya asâya dayanmak mekrûhtur.
2. Namâzda bir kere sağa, bir kere sola doğru meyletmek mekrûhtur. Çünkü böyle bir hareket abestir, ve huşûa münâfîdir.
3. Namâzda özürsüz yere birbiri peşine olmamak üzere birkaç adım yürümek mekrûhtur . Herhangi bir zararı def etmek için namâzı bozmak câizdir.
4. Namâzda bit veya pire veya sinek tutmak, öldürmek ve kovalamak mekrûhtur.
5. Namâzda güzel bir şeyi koklamak mekrûhtur.
6. Namâzda tükürmek mekrûhtur.
7. Namâzda libâs ile bir veya iki kere yelpazelenmek mekrûhtur.
8. Namâzdan evvel veya namâz içinde bir erkek için kolları dirseklere doğru toplamak mekrûhtur.
9. Namâzda kıyâm, rükû ve sücûd hâllerinde elleri bir özür bulunmaksızın sünnet olan uzuvlar üzerine koymamak mekrûhtur. (Kıyâmda elleri yanlara salıvermekgibi)
10. Namâzda daha dizleri yere koymadan elleri yere koymak ve secdeden kalkarken dizleri ellerden evvel kaldırmak mekrûhtur.
11. Pek acele rükû ve sücûd yapmak mekrûhtur.

İlm-i Hâl Dersleri - 27

12. Namâzda gerinmek ve esnemek ve el ile ağzı kapamak mekrûhtur. Eğer esneme hâlinde ağzı yummaya kudret bulunmazsa namâz içinde sağ elin arkasıyla ağız kapatılmalıdır. (Namâz dışında esneme hâli engellenemezse sol elin arkası ile ağız kapatılmalıdır.)
13. Namâzda bir zarûret bulunmaksızın bil-ihtiyâr öksürmek mekrûhtur. Öksürüğü mümkün olduğu kadar gidermek edebe riâyet bakımından pek güzeldir.
14. Namâzda sesi işitilmeyecek derecede üfürmek mekrûhtur. Bu hâlde en az iki harften ibâret bir ses işitilecek olursa namâz fâsid olur.
15. Namâzda dişlerin arasında nohut tânesinden küçük bulunan bir yemek parçasını yutmak mekrûhtur. Nohut tânesinden büyük olursa namâzı bozar.
16. Mübâh bir taam hâzır olduğu hâlde namâza başlamak mekrûhtur. Meğer ki vaktin çıkmasından korkulsun.
17. Namâzda gözleri yummak veya gözler ile gök tarafına veya sağa, sola bakmak veya bir tarafa boynu ile dönüp bakıvermek mekrûhtur.


İlm-i Hâl Dersleri - 28

18. Namâzda iki elin parmaklarını birbirine çatmak, parmak çıtlatmak, veya çıtlayacak sûrette sıkıvermek, ve elleri böğrüne koymak mekrûhtur.
19. Rükû hâlinde sünnet vechiyle olan vaziyete muhâlif bir sûrette başı yukarı tutmak veya aşağıya indirmek mekrûhtur.
20. İmâmdan evvel rükû'a veya secdeye gitmek ve ondan evvel rükûdan veya secdeden baş kaldırmak mekrûhtur. Fakat imâm daha rükû veya secdeye gitmeden muktedi, rükû'a veya secdeye gidip başını kaldırsa namâzı fâsid olur. Meğer ki daha imâm selâm vermeden bu rükû'u veya secdeyi imâm ile veya ondan sonra iâde etsin.
21. Rükûda veya secdede tesbihleri terk etmek veya üçten az okumak mekrûhtur.
22. Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namâz kılmak mekrûhtur.
23. Temiz olmayan şeylere karşı ve temiz olmayan şeylerin yakınında namâz kılmak mekrûhtur. (Kabristanda, yol ortasında, hamamda, hayvan boğazlanan yerlerde gibi)


İlm-i Hâl Dersleri - 29

24. Helâya gitmek sıkıntısı bulunduğu hâlde namâza başlamak mekrûhtur. Hattâ namâz esnâsında böyle fazla bir sıkıntı görülüp kalbi meşgûl edeceği takdîrde, vakit müsâid ise namâzı bırakmalı, sıkıntıyı giderdikten sonra abdest alıp tekrar namâza başlamalıdır. Aksi takdîrde sâhibi günâha girmiş olur.
25. Namâzın sıhhatine mâni olmayacak mikdâr az bulunan bir necâsetin libâsta, bedende veya namâz yerinde bulunması mekrûhtur.
26. Namâzda, kirli ve ev işleri sırasında giyilen libâsları mekrûhtur.
27. Elbiseyi topraktan veya diz etmekten korumak için rükû'a veya secdeye varırken yavaşça yukarıya çekmek mekrûhtur.
28. Namâzda başın etrafına mendil gibi bir şey bağlayıp tepesini açık bırakmak mekrûhtur.
29. Namâzda libâs ile veya vücûddan bir şey ile beyhûde yere oynamak mekrûhtur.
30. Namâzda erkeklerin tembellikten veya ehemmiyet vermemekten dolayı başlarını örtmemeleri(takke takmamak, sarık sarmamak gibi) mekrûhtur.

İLM-İ HÂL
Kısım 6


İlm-i Hâl Dersleri - 30
(Namâzın mekrûhları devâm)
31. Namâz kılanın başı üstünde veya kendisine yakın olarak ön tarafında veya kendisine yakın olmasa da sağ ve sol tarafından hizâsındaki duvar veya tavan üzerine yapılmış veya asılmış mücessem(cismi olan, heykel) veya mürtesem(resimlenmiş) canlı mahlûk tasvîrinin bulunması mekrûhtur. Namâz kılanın ayakları altında veya oturduğu yerde bulunan veya karşıdan uzuvları seçilemeyecek derecede küçük olan veya başları kesilmiş veya yüzleri büsbütün silinmiş veya bir ip ile örtülüp mahvedilmiş olan bir sûretin bulunması namâz bakımından kerâhet gerektirmez.
32. Üzerinde zîrûh(insân, hayvân) sûretleri bulunan bir libâs ile namâz kılınması ve zîrûha âid bir sûret üzerinde secde edilmesi mekrûhtur. Fakat böyle bir libâsın üzerine başka bir libâs giyilirse onunla namâz kılınmasında kerâhet bulunmaz.


İlm-i Hâl Dersleri - 31

Namâzı Bozup Bozmayan Şeyler
1. Namâzda velev iki harften ibâret olsun, söyleyenin işideceği derecede namâza münâfi bir söz söylemek namâzı bozar. Bu husûsta kasıd ile sehiv, unutmak ile uyuklama ve hata hâlleri birbirine eşittir.
2. Bir hastalık sebebiyle veya bir malın ve bir arkadaşın kaybolması gibi musîbetten dolayı harfler belirecek şekilde sesle ağlamak, veya ah, uh, eh diye inlemek, öf demek, yâhûd bir toza üflemek veya bir şeyden bezginlik göstermek için uf, tuh demek namâzı bozar. Cenâb-ı Hakkın korkusundan, cennet veya cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak, ah ve iniltide bulunmak namâzı bozmaz. Kendini tutamayacak derecede şiddetli hastalıktan dolayı bir ah ve inilti de namâzı bozmaz.
3. Bir kimse namâzda vücûdunu bir kere veya muttasıl iki kere veya başka başka rek’atlerde birer, ikişer kere kaşısa namâzı bozulmaz. Fakat bir rekatte birbiri ardınca üç defa kaşısa bozulur. Şu kadar var ki bir uzvunu elini tekrâr kaldırmadan birkaç defa kaşıması bir defa kaşıma sayılır.
4. Namâzda özürsüz yere birbiri ardınca hiç durmadan en az üç adım atmak, namâzı bozar.
5. Namâzda mükerrer defa olmaksızın bir el ile baştan, sarığın veya takkenin kaldırılıp yere konulması veya bunların yerden kaldırılıp başa konulması, dışarıdan bakan bir kişinin bu işi yapan namâz kılmıyordur diye zannetmesi(amel-i kesîr) hâlinde namâz bozulur.
6. Namâzı bozulan bir imâmın yerine başkasını geçirmesi (istihlâf etmesi) bilicmâ câizdir. Şöyle ki; bir imâm kendisine namâz esnâsında burnu kanamak gibi semâvî bir hades ârız olsa, cemaatten imâmete sâlih bir zâtı işâretle veya libâsından tutarak mihrâba geçirir.


İlm-i Hâl Dersleri - 32

İmâmet ve Cemaat
1. İmâmlığın başlıca şartları: İslâm, bülûğ, akıl, zükûret, kırâat, özürlerden selâmettir.
2. Cemaat arasında imâmete en lâyık olan (sırasıyla):
a. Sünnette âlim yani fâkih(fıkıh âlimi) olan
b. Kırâati daha güzel olan
c. Ziyâde müttaki (takva ehli, haramdan kaçınan) olan
d. Yaşça büyük olan
e. Hilm, rıfk, hayâ gibi ahlâk itibâriyle daha mükemmel olan
f. Yüzce daha güzel olan
g. Nesebce (soy bakımından) daha güzel olan
h. Sesi daha güzel olan
i. Libâs bakımından nezâfetçe güzel olan

Bütün bunlarda müsâvî iseler aralarında kura çekilir. Bütün bunlar, imâmete verilen kıymet ve ehemmiyetin büyüklüğünü gösterir. Bunun içindir ki; bu vazifeyi vaktiyle bulundukları yerlerde evliyây-ı umûr(idâreciler) deruhde ederlerdi.

İlm-i Hâl Dersleri -33

3. Nâfile namâz kılanın farz namâz kılana iktidâsı(uyması) câizdir. Meselâ; öğle namâzını kılmış olan bir kimse, öğle namâzını kıldıran bir imâma iktidâ edecek olsa, bu ikinci defa kılacağı namâz, bir nâfile olarak câiz bulunur.
4. Mezheb ihtilâfı iktidâya mâni değildir. Elverir ki; imâm olan zât, namâzın şartlarına, rükünlerine riâyet etsin. Şöyle ki; Müslümânlar fıkıh bakımından mezhebleri muhâlif olsa da esâsda müttehid oldukları cihetle birbirine iktidâ edebilirler.
5. İmâmın kendisine kolay gelen âyetleri, sûreleri okuması vâcibdir. Henüz kuvvetlice hıfzetmemiş olduğu âyetleri okumamalı, cemaatin yardımcı olmasına meydan bırakmamalıdır. İmâm bir âyette yanılır, hatırlayamazsa bakılır; eğer sünnet mikdârı veya namâzın câiz olacağı kadar kırâatte bulunmuş ise hemen rükû'a gitmelidir. Yanıldığı yeri cemaatten birinin söylemesi için beklememelidir. Bu mikdârı okumamış ise başka bir âyeti okumalıdır.


İlm-i Hâl Dersleri - 34

6. Namâzda imâma uyan bir kişi ise imâmın sağında durur, iki veya daha ziyâde ise imâmın arkasında dururlar. Cemaatin ayak topukları imâmın topuklarından ileri olmaması kâfîdir.
7. İmâmın sesi kâfî gelmezse, cemaatten biri tarafından iftitâh ve intikâl tekbirleri yüksek sesle alınır; ve rükûdan kalkarken de “Rabbenâ ve lekel hamd denilir, yüksek sesle yine selâm verilir. Bu bir tebliğ, bir bildirimdir. İmâmın sesi yettiği takdîrde bu tebliğe gerek kalmayacağından, bu tebliğ işi mekrûh olur.
8. İmâm namâzdan sonra iki tarafa selâm verirken Aleyküm sözü ile hafaza meleklerini ve bütün cemaati kasdeder. Cemaatten her biri de sağ tarafa selâm verirken o taraftaki meleklerle cemaati ve imâm eğer o tarafta veya kendi hizasında ise imâmı da kasdeder. Sol tarafa selâm verirken de o taraftaki meleklerle cemaati ve imâm o tarafta ise imâmı kasdederek onlara selâm vermiş olur. Yalnız başına namâz kılanlar da bu selâm ile yalnız hafaza meleklerini kasdederler.


İlm-i Hâl Dersleri -35

9. Cemaat, selâmdan sonra: Allâhümme entesselâmü ve minkesselam.. cümlesi okununcaya kadar yerlerinde durur, sonra kalkıp sünneti veya duâyı başka münâsib bir yerde ikmâl ederler. Farzdan sonra saffı bozmaları müstehabtır. Tâ ki; sonradan gelenler, bunları hâlâ farzda sanmasınlar.
10. İmâm selâm verince bakılır; eğer namâz tamâmlanmışsa imâm serbesttir. Dilerse sağ tarafına, dilerse sol tarafına döner. Böylece kıbleyi sağ veya sol tarafına alır ve öylece oturur. Eğer karşısında namâz kılan yoksa, dilediği takdîrde cemaate doğru döner. Namâz kılanın yüzüne karşı dönüp durmaz; çünkü namâz kılanın yüzüne karşı oturmak mekrûhtur.
11. İmâm yanılarak beşinci rekata kalktığı zamân bakılır; eğer imâm dördüncü rekattan sonra kade(oturuş) yapmışsa, cemaat oturarak bekler. İmâm hemen dönüp teşehhüdü iâde etmeksizin selâm verirse, cemaat de onunla beraber selâm verir.

5/4/2007

ÖLÜM GERÇEĞİ

İLAHİ *ÖLMEMEYE ÇAREMİ VAR*

 

Makamımız kuş misali Daldan dala konabilir

İnsanoğlu yok misali Birgün olur ölebilir

Dağlar taşlar kül misali Birgün olur tozabilir

İnsanoğlu gül misali Birgün olur solabilir

Hakikata eren erler Mevlasım bulabilir

Kendini kemter görenler Birgün yüce olabilir

Bu can bana emanettir Birgün olur uçabilir

Dünya malı bir zinnettir Ancak amel kalabilir

Mağrur olma insanoğlu Ölümün çaresi yoktur

Soğuk vurmuş sümbül gibi Solmamaya çaren yoktur

Gururlanma insanoğlu Ölmemeye çaremi var

Hazen görmüş bir gül gibi Salmamaya çarenmi var

Hayat denen dolap döner Bütün mahluk olan biner

Yağı biten kandil söner Sönmemeye çaremi var

Hiç aldanma mala mülke Gitmez isen doğru yola

Tatlı canın azraile Vermemeye çaremi var

Hiç güvenme can dostuna Uçuşurlar mal kastına

Çıkıp teneşür üstüne Yatmamaya çaremi var

Düşünmezsin hiç ölmeyi Terk etmezsin hiç gülmeyi

Yakası yok ak gömleği Giymemeye çaremi var

Nerde ecdad nerde ata Hak'ka karşı yapma hata

Taput denen ağaç ata Binmemeye çaremi var

Daim yürür Hak izinde Hak'kı söyler her sözünde

Dört kişinin omuzunda Gitmemeye çaremi var

Kalkacaktır gözden perde Göreceksin yarin, nerde

Ev kazılmış kara yerde Yatmamaya çaremi var

Münker nekir gelecektir Rabbin kimdir diyecektir

Mümin cevap verecektir Vermemeye çaremi var

 

KAYNAK: sevde.de/Ilahiler